İnsanı bir yumurta hücresinden yaratan Rabbin adına oku!
Oku, çünkü Rabbin Sonsuz Kerem Sahibidir,
O, [insana] kalemi kullanmayı öğreten
İnsana bilmediğini belletendir!
Gerçek şu ki insan ne zaman kendini yeterli görse fütursuzca azar,
Oysa, herkes eninde sonunda Rabbine dönecektir.
Hiç düşündün mü şu [Allah'ın] bir kulu(nu) namazdan engellemeye kalkışanı?
Hiç düşündün mü o doğru yolda mıdır,
Ya da Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yüklü müdür?
Hiç düşündün mü onun hakikati yalanla[ma]yabileceğini ve sırtını [ona] dön[mey]ebileceğini?
O bilmez mi ki Allah [her şeyi] görür?
Hayır, eğer vazgeçmezse, onu alnından tutup sürükleyeceğiz;
O yalancı, isyankarın alnından!
Bırak, kendi aklının [asılsız, düzmece] tavsiyelerini [yardımına] çağırsın,
[O zaman] Biz de semavî azap güçlerini çağırırız!
Hayır, ona kulak verme, ama [Allah'ın huzurunda] yere kapan ve [O'na] yakınlaş!
25 Temmuz 2009 Cumartesi
24 Temmuz 2009 Cuma
Bakara; 283-286
(283) Eğer yolculuk halinde olur, katip de bulamazsanız o zaman rehin almanız yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz (rehine gerek yok), güvenilen kişi Allah'tan sakınsın emanetini versin. Şahitliği gizlemeyiniz. Kim şahitliği gizlerse kalbi günahkar olur. Allah yaptıklarınızı bilmektedir.
(284) Göklerde ve yerdekiler Allah'a aittir. Siz nefislerinizdekini açıklasaniz da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Dilediğini afveder, dilediğine azap eder. Allah herşeye gücü yetendir.
Bir önceki ayette yapılan borçlanmaların yazılmasına dikkatimizi çekerken bu ayette ise yazacak bir durum olmazsa, yazışmanın fayda vermeyeceği durumlarda alacaklara karşılık rehin alınması tavsiye edilmektedir.
Rehin: Bir hak karşılığında, kendisinden o hakkın alınması mümkün olan bir malı tutmaktır.
Rehin verene "Rahin" denir. Rehin alana "Mürtehin" denir. Tarafların rızasıyla rehin akdi gerçekleşir. Rehni teslim almasıyla tamamlanır. Borçlara karşılık rehin alma emir değil tavsiyedir. Taraflar birbirlerine güvenleri tam ise rehin almayabilirler. Borç emanettir. Emanete hıyanet edenin önce kalbi; günahla kirlenir. Günümüzde Özellikle devletten borç alarak köşeyi dönenlerin kalplerinin kirini gazete sahifelerine sıçrayan pisliklerinden anlıyoruz.
Bildiğiniz bir konuda şahitliğinize müracaat edildiğinde sakın şahitliği gizlemeyin, "paran çoksa borç ver işin yoksa kefil ol veya şahitlik yap" gibi sözler islami değildir. Biz insanların haklarıyla ilgili konularda şahitlikten kaçınmadığımız gibi üniversite kürsisinde, parlamentoda, kışlada, karakolda, bakanlıklarda insanın olduğu her yerde "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasulüh" diyerek Hakkın hakimiyetine şahitlik yapacağız. Yapmazsak kalp kararır. Hem içimizdeki doğruları söylemeyi bastırırsak islami şahsiyetimizi yitirir silik bir insan olur çıkarız.
Yer ve gökler onun olunca ondan gizli bir şey yapmamız mümkün değil. Toprak onun. Ayakları elleri O yarattı. Gözü gönlü o donattı. Ondan habersiz bir şey yapmak veya düşünmek mümkün değil. Öyle ise içimizi de güzelleştirip güzel planlar, güzel hayaller, iyi niyetler kuralım, içimizde ne varsa dışımıza o sızar.
(285) Peygamber ve mü'minler Rabbinden ona indirilene iman ettiler. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve rasullerine iman etti. Allah'ın rasulieri arasında ayırım yapmayız. "Ey Rabbimiz, işittik ve itaat ettik, afvını isteriz, dönüş sanadır" dediler.
(286) Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadarını teklif eder. Kişinin yaptığı iyilik kendinedir, isteyerek yaptığı kötülükte kendi aleyhinedir. Rabbimiz eğer biz unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma. Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bizede ağır yük yükleme. Rabbimiz, gücümüzün yetmeyeceği şeyi bize yükleme. Afvet bizi günahlarımızı gizle. Bize merhamet et. Sensin bizim mevlamiz. Kafirlere karşı bize yardım et.
Müslümanların yüzde doksanının ezbere okuyabildiği bu iki ayeti kerime imanın altı esasını kendinde toplamaktadır. İman ve dua bir arada. Allah'a İman, meleklere, kitaplara, peygamberlere var. "Dönüş sanadır" cümlesiyle ahirete iman vardır bu ayette. Kadere iman ise Allah'a imanın içindedir. Çünkü Allah olmuş ve olacak her şeyi bilmektedir. Müslümanların peygamber efendimizin "Kim Bakara suresinin sonundan iki ayeti, gece okursa o ikisi ona yeter," hadisine uyarak bu iki ayeti okuyarak uyuması imanla yatmasını sağlar
Sabahleyin kalkınca Peygamber efendimize uyarak:
"Lailahe illallahü vahdehü la şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey'in Kadir"
"Allah'tan başka yaratan, yaşatan ve yöneten yoktur. Mülk onundur, ortağı yoktur, övgü de ona aittir. O herşeye gücü yetendir" diyerek uyanan , müslüman her sabah kendisini hayata karşı bileyerek uyanır. Mülkün ona ait olduğunu eldeki tapuların bir zamanlar başkalarına ait olduğunu ölünce başkalarına geçeceğini, inanır ve söyler. İslami çizgide yürürken karşısına zorba zalimler çıksa bile birşeyin değişmeyeceğini, çünkü Allah'ın herşeye gücü yettiğini söyleyerek hayata atılır. Akşama kadar islami çizgide helal ve temiz rızık kazanır ve yatsı namazından sonra bu iki ayeti okuyarak imanın altı şartına iman ettiğini ikrar eder ve duayla uykuya dalar.
"Peygamberler arasında ayrım yapmayız" çünkü hepsi Allah tarafından gönderilmişler. Aynı kaynağın suları gibidirler. Farklı büyüklükteki sürahilere konulan aynı kaynağın suları gibidirler. Birine inanıp da diğerlerini inkar etmeyiz. Günümüz yahudi ve hristiyanlar gibi değiliz elhamdülillah. Biz hepsine iman etmişiz. Ancak kendilerine kitap verilmesi, Allah'la konuşması, gösterdikleri mucizelerle birbirlerine üstün kılmıştır Allah (c.c.)
işittik ve itaat ettik" derken imanımızı dille ikrar ederken bedenle de tatbikatını yaparak amele dönüştürdüğümüzü söylüyoruz. Gönüldeki iman amel suyuyla sulanmazsa kuruma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Amele dönüşmeyen imanın altı şartı altı mermili tabancaya benzer. Şeytanı korkutabilir. Ama şeytan saldırıya geçerse tabanca durduğu yerden iş yapmadığı gibi amele dönüşmeyen müminin imanına şeytan zarar verebilir. Rabbimin Kur'anında ehli kitap bilginlerini sırtında kitaplar taşıyan eşşeğe benzetir,, sırtında silah taşıyan eşşeği kurtlar yer de silahın ona bir faydası olmaz. Biz iman ettiğimiz Kur'anın emir ve yasaklarını hayatımızda yaşayarak canlılık kazanacağız.
Bu emir ve yasaklardan hiçbiri bizim yapamayacağımız şeyler değil. Allah kişilerin gücü oranında teklifte bulunur. Halter sporunda sporcuların kilosuna göre ağırlık kaldırmaları istendiği gibi kişiye Alîah tarafından verilen akıl, bedeni kabiliyet, mali güç, makam, mevki, diploma gibi nimetler oranında dine hizmet beklenir.
Mesela iki dirhemi olan kişi birini sadaka olarak vermiş. Onu gören bir zengin yüzbin dirhem sadaka vermiş. Bu olayı gören Peygamberimiz "Bir dirhem yüzbin dirhemi geçti" buyurdu.
Nesei kitabü-z zekatın yetmiş dördüncü sahifesinde tek hurmasının yarısını vererek cennetin kazanılabileceğini Efendimizin dilinden haber vermektedir. Mealde "Kişinin yaptığı iyilik kendisinedir. İsteyerek yaptığı kötülük de kendi aleyhinedir." diye terceme ettiğimiz ayette geçen Kesb ve iktisap kelimelerinin tercemesinde Türkçe meal yazan bir çok insanımız dikkat etmemiş ikisine de aynı manayı vermişler. Halbuki "İktisab" Mutavaat içindir. Kötülüğü isteyerek yaparsa günaha girer. Yoksa tabancayı şakağına dayasalar bir müslümanın ve şarap içmesini isteseler, O müslüman da kurşunu yememek için şarabı içse günaha girmez: İnsan iyiliği isteyerek veya istemeyerek yapsa iki haldede az veya çok sevap alır. Ama kötülüğü isteyerek yaparsa günaha girer. Arapçanın inceliklerini bilmeden mealle hareket eden kardeşlerimiz o meali yazan muhteremin anlayışı doğrultusunda hareket etmiş sayılırlar.
Akşama kadar islami mücadelesini veren mümin yatmadan önce bu iki ayeti okuyarak önce imanını tazeliyor. Sonrada dua ediyor. Yarabbi akşama kadar yapmamız gerekenlerden unuttuklarımız varsa afvet. Yaptıklarımızda hata etmişsek afvet. Geçmiş ümmetlerin hataları yüzünden düştükleri zorluklara bizi düşürme. Gücümüzün üstünde yük yükleme. Bize güç ver. Afvet, Günahlarımızı ört. Bize merhamet et. Sensin bizim dostumuz. Kafirlere karşı bize yardım et. AMİN......
(284) Göklerde ve yerdekiler Allah'a aittir. Siz nefislerinizdekini açıklasaniz da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Dilediğini afveder, dilediğine azap eder. Allah herşeye gücü yetendir.
Bir önceki ayette yapılan borçlanmaların yazılmasına dikkatimizi çekerken bu ayette ise yazacak bir durum olmazsa, yazışmanın fayda vermeyeceği durumlarda alacaklara karşılık rehin alınması tavsiye edilmektedir.
Rehin: Bir hak karşılığında, kendisinden o hakkın alınması mümkün olan bir malı tutmaktır.
Rehin verene "Rahin" denir. Rehin alana "Mürtehin" denir. Tarafların rızasıyla rehin akdi gerçekleşir. Rehni teslim almasıyla tamamlanır. Borçlara karşılık rehin alma emir değil tavsiyedir. Taraflar birbirlerine güvenleri tam ise rehin almayabilirler. Borç emanettir. Emanete hıyanet edenin önce kalbi; günahla kirlenir. Günümüzde Özellikle devletten borç alarak köşeyi dönenlerin kalplerinin kirini gazete sahifelerine sıçrayan pisliklerinden anlıyoruz.
Bildiğiniz bir konuda şahitliğinize müracaat edildiğinde sakın şahitliği gizlemeyin, "paran çoksa borç ver işin yoksa kefil ol veya şahitlik yap" gibi sözler islami değildir. Biz insanların haklarıyla ilgili konularda şahitlikten kaçınmadığımız gibi üniversite kürsisinde, parlamentoda, kışlada, karakolda, bakanlıklarda insanın olduğu her yerde "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasulüh" diyerek Hakkın hakimiyetine şahitlik yapacağız. Yapmazsak kalp kararır. Hem içimizdeki doğruları söylemeyi bastırırsak islami şahsiyetimizi yitirir silik bir insan olur çıkarız.
Yer ve gökler onun olunca ondan gizli bir şey yapmamız mümkün değil. Toprak onun. Ayakları elleri O yarattı. Gözü gönlü o donattı. Ondan habersiz bir şey yapmak veya düşünmek mümkün değil. Öyle ise içimizi de güzelleştirip güzel planlar, güzel hayaller, iyi niyetler kuralım, içimizde ne varsa dışımıza o sızar.
(285) Peygamber ve mü'minler Rabbinden ona indirilene iman ettiler. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve rasullerine iman etti. Allah'ın rasulieri arasında ayırım yapmayız. "Ey Rabbimiz, işittik ve itaat ettik, afvını isteriz, dönüş sanadır" dediler.
(286) Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadarını teklif eder. Kişinin yaptığı iyilik kendinedir, isteyerek yaptığı kötülükte kendi aleyhinedir. Rabbimiz eğer biz unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma. Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bizede ağır yük yükleme. Rabbimiz, gücümüzün yetmeyeceği şeyi bize yükleme. Afvet bizi günahlarımızı gizle. Bize merhamet et. Sensin bizim mevlamiz. Kafirlere karşı bize yardım et.
Müslümanların yüzde doksanının ezbere okuyabildiği bu iki ayeti kerime imanın altı esasını kendinde toplamaktadır. İman ve dua bir arada. Allah'a İman, meleklere, kitaplara, peygamberlere var. "Dönüş sanadır" cümlesiyle ahirete iman vardır bu ayette. Kadere iman ise Allah'a imanın içindedir. Çünkü Allah olmuş ve olacak her şeyi bilmektedir. Müslümanların peygamber efendimizin "Kim Bakara suresinin sonundan iki ayeti, gece okursa o ikisi ona yeter," hadisine uyarak bu iki ayeti okuyarak uyuması imanla yatmasını sağlar
Sabahleyin kalkınca Peygamber efendimize uyarak:
"Lailahe illallahü vahdehü la şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey'in Kadir"
"Allah'tan başka yaratan, yaşatan ve yöneten yoktur. Mülk onundur, ortağı yoktur, övgü de ona aittir. O herşeye gücü yetendir" diyerek uyanan , müslüman her sabah kendisini hayata karşı bileyerek uyanır. Mülkün ona ait olduğunu eldeki tapuların bir zamanlar başkalarına ait olduğunu ölünce başkalarına geçeceğini, inanır ve söyler. İslami çizgide yürürken karşısına zorba zalimler çıksa bile birşeyin değişmeyeceğini, çünkü Allah'ın herşeye gücü yettiğini söyleyerek hayata atılır. Akşama kadar islami çizgide helal ve temiz rızık kazanır ve yatsı namazından sonra bu iki ayeti okuyarak imanın altı şartına iman ettiğini ikrar eder ve duayla uykuya dalar.
"Peygamberler arasında ayrım yapmayız" çünkü hepsi Allah tarafından gönderilmişler. Aynı kaynağın suları gibidirler. Farklı büyüklükteki sürahilere konulan aynı kaynağın suları gibidirler. Birine inanıp da diğerlerini inkar etmeyiz. Günümüz yahudi ve hristiyanlar gibi değiliz elhamdülillah. Biz hepsine iman etmişiz. Ancak kendilerine kitap verilmesi, Allah'la konuşması, gösterdikleri mucizelerle birbirlerine üstün kılmıştır Allah (c.c.)
işittik ve itaat ettik" derken imanımızı dille ikrar ederken bedenle de tatbikatını yaparak amele dönüştürdüğümüzü söylüyoruz. Gönüldeki iman amel suyuyla sulanmazsa kuruma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Amele dönüşmeyen imanın altı şartı altı mermili tabancaya benzer. Şeytanı korkutabilir. Ama şeytan saldırıya geçerse tabanca durduğu yerden iş yapmadığı gibi amele dönüşmeyen müminin imanına şeytan zarar verebilir. Rabbimin Kur'anında ehli kitap bilginlerini sırtında kitaplar taşıyan eşşeğe benzetir,, sırtında silah taşıyan eşşeği kurtlar yer de silahın ona bir faydası olmaz. Biz iman ettiğimiz Kur'anın emir ve yasaklarını hayatımızda yaşayarak canlılık kazanacağız.
Bu emir ve yasaklardan hiçbiri bizim yapamayacağımız şeyler değil. Allah kişilerin gücü oranında teklifte bulunur. Halter sporunda sporcuların kilosuna göre ağırlık kaldırmaları istendiği gibi kişiye Alîah tarafından verilen akıl, bedeni kabiliyet, mali güç, makam, mevki, diploma gibi nimetler oranında dine hizmet beklenir.
Mesela iki dirhemi olan kişi birini sadaka olarak vermiş. Onu gören bir zengin yüzbin dirhem sadaka vermiş. Bu olayı gören Peygamberimiz "Bir dirhem yüzbin dirhemi geçti" buyurdu.
Nesei kitabü-z zekatın yetmiş dördüncü sahifesinde tek hurmasının yarısını vererek cennetin kazanılabileceğini Efendimizin dilinden haber vermektedir. Mealde "Kişinin yaptığı iyilik kendisinedir. İsteyerek yaptığı kötülük de kendi aleyhinedir." diye terceme ettiğimiz ayette geçen Kesb ve iktisap kelimelerinin tercemesinde Türkçe meal yazan bir çok insanımız dikkat etmemiş ikisine de aynı manayı vermişler. Halbuki "İktisab" Mutavaat içindir. Kötülüğü isteyerek yaparsa günaha girer. Yoksa tabancayı şakağına dayasalar bir müslümanın ve şarap içmesini isteseler, O müslüman da kurşunu yememek için şarabı içse günaha girmez: İnsan iyiliği isteyerek veya istemeyerek yapsa iki haldede az veya çok sevap alır. Ama kötülüğü isteyerek yaparsa günaha girer. Arapçanın inceliklerini bilmeden mealle hareket eden kardeşlerimiz o meali yazan muhteremin anlayışı doğrultusunda hareket etmiş sayılırlar.
Akşama kadar islami mücadelesini veren mümin yatmadan önce bu iki ayeti okuyarak önce imanını tazeliyor. Sonrada dua ediyor. Yarabbi akşama kadar yapmamız gerekenlerden unuttuklarımız varsa afvet. Yaptıklarımızda hata etmişsek afvet. Geçmiş ümmetlerin hataları yüzünden düştükleri zorluklara bizi düşürme. Gücümüzün üstünde yük yükleme. Bize güç ver. Afvet, Günahlarımızı ört. Bize merhamet et. Sensin bizim dostumuz. Kafirlere karşı bize yardım et. AMİN......
23 Temmuz 2009 Perşembe
Bakara; 276-282
(276) Allah faizi yok eder, sadakaları artırır. Allah kafirlerin hiç birini, çok günah işleyeni sevmez.
(277) İman eden, iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenler için Rableri katında mükafatları vardır, onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.
(278) Ey iman edenler. Eğer Allah'a iman etmişseniz Allah'tan sakının ve faizden arta kalanı bırakın.
(279) Eğer böyle yapmaz (bırakmaz)sanız Allah'a ve Rasulüne harp (açtığınızı) bilin. Eğer tevbe ederseniz ana sermayeniz sizindir. (Böylece) haksızlık etmemiş ve de haksızlığa uğramamış olursunuz.
(280) Eğer borçlu darda ise bolluk zamanına kadar ona süre verin. Eğer bilirseniz borcu sadaka olarak bağışlamanız daha iyidir.
(281) Allah'a döndürüleceğiniz, sonra herkese kazancının tamamı verileceği ve kimsenin haksızlığa uğramayacağı o günden korkunuz.
Üç sahifelik infak ayetlerinden sonra faizin haramlığı, faizin artırmayıp eksilttiği, faiz alıp vermenin Allah'a ve Resulüne harp açmak olduğu anlatılmaktadır. Ayette "faiz yiyenler" diyor da yedirenler demiyor. Demek ki faizin mucidi para babaları ile onların seçtiği yöneticilerdir, ve insanları faize zorlayanlardır. Hadiste ise faizi yiyen, yediren, yazan ve şahid olan lanetlenmiştir. Faiz yiyenler ahirette şeytan çarpmış gibi kalkacaklar, şaşkın ne yapacağını bilmez durumda olacaktır.
Ehli sünnet bu ayete dayanarak, Allah'ın izni dahilinde şeytanın insanı çarpabileceğini söylemiştir. Mu'tezile ise şeytan çarpması diye birşey yoktur. Cahiliyye dönemi insanının batıl inancıdır der.
"Faiz eksiltir, sadaka artırır" ifadesinde faiz malı eksiltir, şerefi, namusu, itibarı, eksiltir manaları vardır. Faizle uğraşan para babalarının hiçbiri canından malından çocuğundan emin değildir. Kazandığı paraların bir kısmını kendisini koruyanlara harcamaktadır. Sadaka malı eksiltir gibidir ama bu veriş üzüm çubuğunun dallarını baharda budamak gibidir. Baharın budanan çubukta üzüm daha çok olur.
Günümüzde faizin zararını anlamayan kalmadı. Batıda binlerce ekonomist bu konuda kitap yazdı ama çıkış yolu bulamadıklarından faize devam dediler. Faiz yemek ve yedirmek haram. Fakat bu haramı işleyen aynı zamanda Allah'a ve Rasulüne harp ilan etmiş oluyor. İçki, kumar, domuz eti, gibi haramları işleyenler hakkında bu ifade kullanılmamış. Çünkü diğer haramlar ferdidir. Kişinin kendine zarar verir. Faiz ise toplumsaldır. Bütün toplumu ilgilendirir.
Onun için faizin kaldırılması bir çok günahın ortadan kalkmasına sebep olacaktır. Eğer faize para veren varsa veya faizle para alan varsa paranın aslını alınız ve veriniz, faiz alıp vermeyiniz. Borç para verdiğiniz kişilerin durumu sıkişıksa onlara zaman tanıyın ki Allah da sizin darlığınızı genişletsin.
(282) Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah'ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah'tan korksun da haktan birşey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramayacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın, şahitler de çağırıldıklarında kaçınmasınlar; siz yazanlar da az olmuş, çok olmuş, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun olduğu gibi; hem şahitlik için daha sağlam, hem şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Meğer ki, aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alım satım yaptığınız vakit de yine şahit tutun. Ayrıca ne yazan, ne de şahitlik eden bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah'tan korkun. Allah size ayrıntılarıyla öğretiyor ve Allah her şeyi bilir.
Bu ayeti kerime Kur'anın en uzun ayetidir. Noterliğin önemine dikkat çeken ayettir. Bu ayetten önceki sahife faizin haramlığından, faiz yiyenlerin Allah'a ve Rasulüne harp ilan ettiklerinden bahseder. Faizle ilgili ayetlerden önce de üç sahife halinde infakın fazileti, nasıl verileceği, kime ve nereye verileceği, niçin verileceği bildirilmiş. Faiz, yardımlaşma ayeti ile selem ve istisna ayetleri arasında kalmıştır.
Selem; Para peşin, mal veresiye yapılan alışverişlerdir. İstisna: Parası peşin verilerek sınai malları sipariş vermektir.
Bu ayet bu iki çeşit ticaret sözleşmelerinin dayandığı ayettir. Ekonomisini faiz üzerine kuran müşrik yöneticilere faiz yasağı gelince "peki işletmeciler krediyi nereden bulacaklar ya diyebilirler. İslam dini toprak mahsullerinde "selem" diye isimlendirdiği muameleyle, sanayide de "istisna" hukukuyla krediyi sağlamıştır.
Otomobil, fabrikası müşterisine diyor ki "elli milyon lirayı ver, bir sene sonra gel arabanı al" Markası, modeli, rengi belirlenen böyle bir arabanın siparişi caiz iken günümüz faizci ekonomistler müşteriye diyor ki "paranı bankaya yatır yüzde yetmiş faiz al. Elli milyonun otuzbeş milyon kazanır. Yeni seneye seksen beş milyona arabayı peşin alırsın." Müşterinin elinden aldığı elli milyonu otomobil fabrikasına yüzde yüz veya daha fazla faizle kredi veriyor. Otomobil fabrikası elli milyonun üzerine bankaya ödediği faizi de ekliyor araba yüz milyonu geçiyor. Seksen beş milyonu alan müşteri o parayla arabasını alamıyor. Risksiz kazanç sağlayan yalnız para babası faizciler oluyor. Bu ayeti kerime borçların yazılmasını emreder. Borçların yazılması için Katibi adil dediğimiz Noterlerin dikkatli olmasını, taraflara zarar vermemesini ister. Bunak, zayıf, deli, çocuk durumda olanların yazışmalarını velilerinin yapmasını ister. Yazışmalarda iki adil erkek şahid veya bir erkek iki kadın şahid olmasını tavsiye eder.
Günümüzde batıya şirin görünmek isteyen müsteşrik tipi araştırmacılarımız bu ayeti okuyunca yüzleri kızarmış ve kırk dereden kırk su getirerek kızarıklarını gidermeye çalışmışlar ve "Kadınlar şahitlikte erkeklerle eşittirler" fetvasını vermişler. Bu müsteşrik özentileri bilsinler ki batı islam hakkında hükmünü verirken Kur'ana ve sünnete bakar, senin geçici sözlerine bakmaz. Sonra batılı insan, erkekle kadının eşitliği iddiasının fıtrata aykırılığını biliyor ve kadınlarla erkekleri güreştirmiyor. Boks yaptırmıyor, yüksek atlamada yarıştırmıyor. Çünkü kadınlar sporun her dalında erkeklerden geride kalıyor.
Alışverişlerinizi şahid huzurunda yapın. Şahidlikten kaçınmayın. Şahitleri ve yazanı zarara sokmayın. Allah'tan korkun ki Allah da size o konuda bilgi lütfetsin. Yıllarca kardeşleriyle haram yollardan para kazanan biri tevbe edip ayrıldığında dini bilgisi kardeşlerinden farksızdı. Aradan bir sene geçmeden haramı helali ayırdeden bir bilgi elde etti. Allah'dan korkmanın mükafatı haramı helalden ayıran bilgi edinmektir.
(277) İman eden, iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenler için Rableri katında mükafatları vardır, onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.
(278) Ey iman edenler. Eğer Allah'a iman etmişseniz Allah'tan sakının ve faizden arta kalanı bırakın.
(279) Eğer böyle yapmaz (bırakmaz)sanız Allah'a ve Rasulüne harp (açtığınızı) bilin. Eğer tevbe ederseniz ana sermayeniz sizindir. (Böylece) haksızlık etmemiş ve de haksızlığa uğramamış olursunuz.
(280) Eğer borçlu darda ise bolluk zamanına kadar ona süre verin. Eğer bilirseniz borcu sadaka olarak bağışlamanız daha iyidir.
(281) Allah'a döndürüleceğiniz, sonra herkese kazancının tamamı verileceği ve kimsenin haksızlığa uğramayacağı o günden korkunuz.
Üç sahifelik infak ayetlerinden sonra faizin haramlığı, faizin artırmayıp eksilttiği, faiz alıp vermenin Allah'a ve Resulüne harp açmak olduğu anlatılmaktadır. Ayette "faiz yiyenler" diyor da yedirenler demiyor. Demek ki faizin mucidi para babaları ile onların seçtiği yöneticilerdir, ve insanları faize zorlayanlardır. Hadiste ise faizi yiyen, yediren, yazan ve şahid olan lanetlenmiştir. Faiz yiyenler ahirette şeytan çarpmış gibi kalkacaklar, şaşkın ne yapacağını bilmez durumda olacaktır.
Ehli sünnet bu ayete dayanarak, Allah'ın izni dahilinde şeytanın insanı çarpabileceğini söylemiştir. Mu'tezile ise şeytan çarpması diye birşey yoktur. Cahiliyye dönemi insanının batıl inancıdır der.
"Faiz eksiltir, sadaka artırır" ifadesinde faiz malı eksiltir, şerefi, namusu, itibarı, eksiltir manaları vardır. Faizle uğraşan para babalarının hiçbiri canından malından çocuğundan emin değildir. Kazandığı paraların bir kısmını kendisini koruyanlara harcamaktadır. Sadaka malı eksiltir gibidir ama bu veriş üzüm çubuğunun dallarını baharda budamak gibidir. Baharın budanan çubukta üzüm daha çok olur.
Günümüzde faizin zararını anlamayan kalmadı. Batıda binlerce ekonomist bu konuda kitap yazdı ama çıkış yolu bulamadıklarından faize devam dediler. Faiz yemek ve yedirmek haram. Fakat bu haramı işleyen aynı zamanda Allah'a ve Rasulüne harp ilan etmiş oluyor. İçki, kumar, domuz eti, gibi haramları işleyenler hakkında bu ifade kullanılmamış. Çünkü diğer haramlar ferdidir. Kişinin kendine zarar verir. Faiz ise toplumsaldır. Bütün toplumu ilgilendirir.
Onun için faizin kaldırılması bir çok günahın ortadan kalkmasına sebep olacaktır. Eğer faize para veren varsa veya faizle para alan varsa paranın aslını alınız ve veriniz, faiz alıp vermeyiniz. Borç para verdiğiniz kişilerin durumu sıkişıksa onlara zaman tanıyın ki Allah da sizin darlığınızı genişletsin.
(282) Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah'ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah'tan korksun da haktan birşey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramayacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın, şahitler de çağırıldıklarında kaçınmasınlar; siz yazanlar da az olmuş, çok olmuş, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun olduğu gibi; hem şahitlik için daha sağlam, hem şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Meğer ki, aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alım satım yaptığınız vakit de yine şahit tutun. Ayrıca ne yazan, ne de şahitlik eden bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah'tan korkun. Allah size ayrıntılarıyla öğretiyor ve Allah her şeyi bilir.
Bu ayeti kerime Kur'anın en uzun ayetidir. Noterliğin önemine dikkat çeken ayettir. Bu ayetten önceki sahife faizin haramlığından, faiz yiyenlerin Allah'a ve Rasulüne harp ilan ettiklerinden bahseder. Faizle ilgili ayetlerden önce de üç sahife halinde infakın fazileti, nasıl verileceği, kime ve nereye verileceği, niçin verileceği bildirilmiş. Faiz, yardımlaşma ayeti ile selem ve istisna ayetleri arasında kalmıştır.
Selem; Para peşin, mal veresiye yapılan alışverişlerdir. İstisna: Parası peşin verilerek sınai malları sipariş vermektir.
Bu ayet bu iki çeşit ticaret sözleşmelerinin dayandığı ayettir. Ekonomisini faiz üzerine kuran müşrik yöneticilere faiz yasağı gelince "peki işletmeciler krediyi nereden bulacaklar ya diyebilirler. İslam dini toprak mahsullerinde "selem" diye isimlendirdiği muameleyle, sanayide de "istisna" hukukuyla krediyi sağlamıştır.
Otomobil, fabrikası müşterisine diyor ki "elli milyon lirayı ver, bir sene sonra gel arabanı al" Markası, modeli, rengi belirlenen böyle bir arabanın siparişi caiz iken günümüz faizci ekonomistler müşteriye diyor ki "paranı bankaya yatır yüzde yetmiş faiz al. Elli milyonun otuzbeş milyon kazanır. Yeni seneye seksen beş milyona arabayı peşin alırsın." Müşterinin elinden aldığı elli milyonu otomobil fabrikasına yüzde yüz veya daha fazla faizle kredi veriyor. Otomobil fabrikası elli milyonun üzerine bankaya ödediği faizi de ekliyor araba yüz milyonu geçiyor. Seksen beş milyonu alan müşteri o parayla arabasını alamıyor. Risksiz kazanç sağlayan yalnız para babası faizciler oluyor. Bu ayeti kerime borçların yazılmasını emreder. Borçların yazılması için Katibi adil dediğimiz Noterlerin dikkatli olmasını, taraflara zarar vermemesini ister. Bunak, zayıf, deli, çocuk durumda olanların yazışmalarını velilerinin yapmasını ister. Yazışmalarda iki adil erkek şahid veya bir erkek iki kadın şahid olmasını tavsiye eder.
Günümüzde batıya şirin görünmek isteyen müsteşrik tipi araştırmacılarımız bu ayeti okuyunca yüzleri kızarmış ve kırk dereden kırk su getirerek kızarıklarını gidermeye çalışmışlar ve "Kadınlar şahitlikte erkeklerle eşittirler" fetvasını vermişler. Bu müsteşrik özentileri bilsinler ki batı islam hakkında hükmünü verirken Kur'ana ve sünnete bakar, senin geçici sözlerine bakmaz. Sonra batılı insan, erkekle kadının eşitliği iddiasının fıtrata aykırılığını biliyor ve kadınlarla erkekleri güreştirmiyor. Boks yaptırmıyor, yüksek atlamada yarıştırmıyor. Çünkü kadınlar sporun her dalında erkeklerden geride kalıyor.
Alışverişlerinizi şahid huzurunda yapın. Şahidlikten kaçınmayın. Şahitleri ve yazanı zarara sokmayın. Allah'tan korkun ki Allah da size o konuda bilgi lütfetsin. Yıllarca kardeşleriyle haram yollardan para kazanan biri tevbe edip ayrıldığında dini bilgisi kardeşlerinden farksızdı. Aradan bir sene geçmeden haramı helali ayırdeden bir bilgi elde etti. Allah'dan korkmanın mükafatı haramı helalden ayıran bilgi edinmektir.
22 Temmuz 2009 Çarşamba
Bakara; 273-274-275
(273) Sadakalarınızı Allah yolunda hizmet eden (hizmeti nedeniyle) yeryüzünde dolaşamayan iffetinden cahil kişinin zengin zannettiği fakirlere veriniz. Sen onları simalarından tanırsın. Israrla insanlardan bir şey istemezler. Siz hayırdan neyi verirseniz, Muhakkak Allah onu bilir.
İslam'ın dünyaya hakim olması için kendisini cihada adayan, insanların geçimini temin etmek müminler üzerine bir görevdir. Fethedilen ülkelere islami ilim ve amel olarak götürmek için ilim tahsil edenlerin masrafları da müslümanlar tarafından karşılanacaktır. İslami bir devlette kışla ile üniversite Mescidin duvarlarına bitişik olur. Üçüncü duvara da devlet başkanının evi bitişiktir. Mescidin ön tarafı ise halka aittir. Başkan, askerler, üniversite, halk camide birleşirler, ve halkın zengin işadamları kışla ile üniversiteye destek verir.
Günümüzde yardım ettiğimiz insanları minnet altında tutanlara rastlandığı gibi, fakirin güzel elbise giydiğine kızan insanlar bile var.Yardım ettiğiniz insan sizden daha güzel giyiniyor, daha iyi yiyebiliyorsa sevininiz. Yardım eden insanları görünce ezilmiyorsa sevininiz. ısrarla istemelerini beklemeyiniz, ısrarla isteyen olursa da az da olsa veriniz.
İslam dini fakirin yiyecek, giyecek, mesken ve sağlık giderlerini devlete ve mümin insanlara havale etmiştir. Devletin organize edemediği, yetişemediği yerde Müslümanlar birbirlerinin velisidir. Velisi olmayanın velisi de devlettir. Yardımı nasıl verecekler sorusunada 274 ncü ayet cevap vermektedir.
(274) Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açıktan (Allah için) verenlere Rableri katında ecri (karşılığı) vardır. Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Bu ayeti kerimeyi ilk uygulayan Hz. Ali'dir. Ayet inince elindeki dört dinar altın paranın birini gece, birini gündüz, birini açıktan, birini gizlice, dağıtıvermiş. Tüm varlığını kendi eliyle dağıtmaya alışmış bir insanın ahirette cehennem korkusu olmadığı gibi bu dünyada da korkusu yoktur. Malının alınmasından endişe edip zorbalara zalimlere boyun eğmez, can endişesi de yoktur. Çünkü cennetin en kestirme yolu şehitliktir.
Kazancını Allah'ın yarattıklarıyla paylaşanın yaratıklardan korkusu olmaz. Kazancı elinden çıkınca da üzülmez, varlığa sevinmez, yokluğa yerinmez. Yardımı kime yapalım? sorusunun cevabını Bakara suresinin 215 nci ayetinde yakınlardan başlayarak anne-baba, yakınlar, yetimler, ve fakirlere verilmesini bildirmiş. Ne zaman yapalım? sorusuna Münafikun suresinin 10 ncu ayetinde ecel gelmeden yapılmasını, Hadid suresinin 10 ncu ayetinde zor günlerde yapılan yardımla bol günlerde yapılan yardımın eşit olmadığını, Bakara 274 ncü ayette de gece, gündüz, gizli, açık daima verilmesini ister. Ne kadar verelim sorusunu da Bakara 219 ncu ayette "ihtiyaç fazlasını" veriniz diye cevaplamıştır.
Eğer bu anlayışa, ilme, imana sahip bir toplum meydana getirirsek işte orada faize yer kalmaz
(275) Faiz yiyenler şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Böyle olması onların: "alışveriş de faiz gibidir." demelerindendir. Halbuki Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse geçmişi onadır ve işi Allah'a aittir, kim de faizciliğe dönerse onlar ateş yaranıdırlar ve orada ebedi kalıcıdırlar.
İslam'ın dünyaya hakim olması için kendisini cihada adayan, insanların geçimini temin etmek müminler üzerine bir görevdir. Fethedilen ülkelere islami ilim ve amel olarak götürmek için ilim tahsil edenlerin masrafları da müslümanlar tarafından karşılanacaktır. İslami bir devlette kışla ile üniversite Mescidin duvarlarına bitişik olur. Üçüncü duvara da devlet başkanının evi bitişiktir. Mescidin ön tarafı ise halka aittir. Başkan, askerler, üniversite, halk camide birleşirler, ve halkın zengin işadamları kışla ile üniversiteye destek verir.
Günümüzde yardım ettiğimiz insanları minnet altında tutanlara rastlandığı gibi, fakirin güzel elbise giydiğine kızan insanlar bile var.Yardım ettiğiniz insan sizden daha güzel giyiniyor, daha iyi yiyebiliyorsa sevininiz. Yardım eden insanları görünce ezilmiyorsa sevininiz. ısrarla istemelerini beklemeyiniz, ısrarla isteyen olursa da az da olsa veriniz.
İslam dini fakirin yiyecek, giyecek, mesken ve sağlık giderlerini devlete ve mümin insanlara havale etmiştir. Devletin organize edemediği, yetişemediği yerde Müslümanlar birbirlerinin velisidir. Velisi olmayanın velisi de devlettir. Yardımı nasıl verecekler sorusunada 274 ncü ayet cevap vermektedir.
(274) Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açıktan (Allah için) verenlere Rableri katında ecri (karşılığı) vardır. Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Bu ayeti kerimeyi ilk uygulayan Hz. Ali'dir. Ayet inince elindeki dört dinar altın paranın birini gece, birini gündüz, birini açıktan, birini gizlice, dağıtıvermiş. Tüm varlığını kendi eliyle dağıtmaya alışmış bir insanın ahirette cehennem korkusu olmadığı gibi bu dünyada da korkusu yoktur. Malının alınmasından endişe edip zorbalara zalimlere boyun eğmez, can endişesi de yoktur. Çünkü cennetin en kestirme yolu şehitliktir.
Kazancını Allah'ın yarattıklarıyla paylaşanın yaratıklardan korkusu olmaz. Kazancı elinden çıkınca da üzülmez, varlığa sevinmez, yokluğa yerinmez. Yardımı kime yapalım? sorusunun cevabını Bakara suresinin 215 nci ayetinde yakınlardan başlayarak anne-baba, yakınlar, yetimler, ve fakirlere verilmesini bildirmiş. Ne zaman yapalım? sorusuna Münafikun suresinin 10 ncu ayetinde ecel gelmeden yapılmasını, Hadid suresinin 10 ncu ayetinde zor günlerde yapılan yardımla bol günlerde yapılan yardımın eşit olmadığını, Bakara 274 ncü ayette de gece, gündüz, gizli, açık daima verilmesini ister. Ne kadar verelim sorusunu da Bakara 219 ncu ayette "ihtiyaç fazlasını" veriniz diye cevaplamıştır.
Eğer bu anlayışa, ilme, imana sahip bir toplum meydana getirirsek işte orada faize yer kalmaz
(275) Faiz yiyenler şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Böyle olması onların: "alışveriş de faiz gibidir." demelerindendir. Halbuki Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse geçmişi onadır ve işi Allah'a aittir, kim de faizciliğe dönerse onlar ateş yaranıdırlar ve orada ebedi kalıcıdırlar.
21 Temmuz 2009 Salı
Bakara; 270-271-272
(270) Nafakadan neyi harcadınız, adaktan neyi adadinizsa şüphesiz onu Allah bilir. Zalimlerin yardımcıları yoktur.
Hani " iyilik yap denize at. Balık bilmezse halik bilir." sözümüz bu Ayeti kerimeden alınmış gibi siz iyilik yapın. Kime? Allah'ın yarattığı her canlıya yapın. Hani bir başka Ayeti kerimede "yeryüzündeki kıpırdayan her canlı gökyüzünde uçan her kuş da sizin gibi ümmettir" diyor. Canları var, acı duyarlar, sevildiklerini bilirler, yalnız kuşlar değil çiçekler bile sevildiklerini bilirler diyor bugünkü ilim. Peygamberimiz (a.s.v.) ise Uhut dağı için söylemiş. " Bu bir dağdır, biz bu dağı severiz , bu dağ bizi sever" diyor. Siz kime ne kadar iyilik yaparsanız Allah onu bilmektedir. İnsanlar bilmesin balık bilmesin varsın. Halik biliyorya o yeter. Nasıl verelim hocam, gizli mi verelim, açıktan mı verelim? Rabbimiz muhayyer bırakmış.
(271) Eğer sadakaları açıkdan verirseniz o ne güzel. Eğer sadakaları gizler ve fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Açıktan vermeyi gizli vermeyi, gece vermeyi, gündüz vermeyi, tavsiye eden bir Ayeti kerime ile devam ediyoruz.
Bu Ayeti kerimeyi tefsir ederken alimlerimiz şöyle güzel bir noktaya dikkat çekmişler. Farz olanı açıktan veriniz. Nedir o? Farz olan zekatınız, zekatınızı açıktan verin. Farz olan namazınızı da açıktan kılınız. Farz olan namazın riyası olmaz. Yani sabah namazı, öğle namazı, ikindi namazı, akşam ve yatsı namazını herkesin göreceği yer camidir, herkesin göreceği yerde kılınız. Tabii ki bu Allah rızası için kılınacak. Hani bizim ordan bir arkadaş anlatır. "İzmir'de askerim, namaz da kıldığımız yok, susuzluk var. İzmir Bornova'da su yok susuzluktan içerim kavruldu. Bir yerde su var. İki tane asker bekliyor başında . Damla vermiyorlar, suyun yanında dolandım, yalvardım olmadı. Derken nöbetçi değişti. Kollarımı sıvadım vardım çeşmeyi açtım. Abdest almaya başladım, askerin biri ne yapıyorsun dedi. "Hemşerim iki gündür namaz kılamadım, vallahi adamlıktan çıktım müsade et de abdest alayım dedim müsade etti. Ağzıma verirken üç, on, otuz, elli defa aldım. Asker dediki "yahu benim bildiğim üç defa alınır ağıza" Ben şafîiyim dedim ve abdestimi aldım, suyumu da içtim. Madem Allah'ın bir emri beni susuzluktan kurtardı, bir de namaz kıl dedim. Herkesin görebileceği bir yerde bir namaz kıldım. Hocam ama hiç Allah'ın rızasını düşünemedim. Gelip geçenler "vay be ne adam be " diyorlar".
Böyle değil verdiğimiz yaptığımız şeyler böyle olmamalıdır. farz olanları açıktan vereceğiz ve böylece hem görevimizi yerine getireceğiz, hem de başkasına teşvik mahiyetinde olacak. Bir tane emniyet müdürü olan arkadaşla şimdi emniyet müdürü o zaman yardımcıydı, Karamanda bir araya geldik. "Hocam siz va'zu nasihat ederek dinimize hizmet ediyorsunuz. Biz ne yapalım" demişti. Dedim ki, resmi üniformanla öğle namazını şehrin merkezindeki Ulu camide kıl. Her şehrin Ulu camisi vardır, dediğimde o günlerde yüzbaşı idi, şimdi binbaşı olan bir arkadaş " doğru söylüyorsun" dedi. "Ben bulunduğum kazada cumartesi günü caddede gidiyorum. Arkamdan bir bakkal bağırdı, yüzbaşı, yüzbaşı dedi. Döndüm baktım bir gelir misin dedi. Vardım bir çay iç dedi, içelim dedik oturduk. Allah razı olsun benim oğlanı namaza başlatmışsın dedi. Amca ben seni de tanımam oğlunu da tanımam dedim, dedi ki yahu benim oğlan da seni tanımaz dedi. Seni camide namaz kılarken görmüş vergi dairesinde memur. Yahu bu adam tehlikeyi göze alarak namaz kılıyor, biz burda kereste gibi oturuyoruz, demiş. O günden bugüne namaz kılar, Allah razı olsun dedi. Ben o çocuğu hala görmedim." Yani üniforma ile yetkili bîr insanın belirli bir yerde farz namazını kılması diğer insanlara hem cesaret veriyor, hem de teşvik ediyor. Onun için farz namazlar aleni olmalıdır. Efendim " Kendinizi gizleyin müslümanlığı çaktırmayın" demekle hayatta bir yere varılamaz. Zaten çaktırmaya, çaktırmaya çakıldık kaldık.
Kafirin kaçması ve gizlenmesi gerekirken, mümin saman altından su yürüterek hedefine varacağını zannediyor. Samanı sarartmaktan başka bir işe yaramaz. Allah (c.c.) gizli vermeyi tavsiye ediyor. Bu iki manayı birleştiren alimlerimiz, farz olanları açıktan, sadakalarımızı gizliden verelim diyorlar. Sadakayı gizliden vermek efdaldir. Ama bir yerde rağbet olsun, teşvik olsun için sadakayı da açıkdan vermenin de caiz olduğunu Bakara 274 ncü Ayeti kerimesinde Allah (c.c.) onu da bize bildiriyor, biraz sonra o da gelecek. Allah bu sadakalarınızı gizlide ve açıkta verdiğiniz takdirde sizin kötülüklerinizi örter, kötülüklerinize karşılık kılar. "Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır" diyor. Yani gizli versem acaba Allah'ın haberi olmaz mı ki açıktan vereyim? Allah değil öyle "gönülden geçeni bilir" Elimizin hareket etmesini, dilimizden çıkan kelimeleri veya fısıltınızı gönlünüzden geçeni bilir. Onun için gizlilik ve aşikarlık yok.
Hocam verelim verelim de, bizim mahallede biri var imansızın teki fakir tabii. Buna da verelim mi? Veya ben islamı seçtim babam ise benim müslümanlığımdan memnun değil. Eski halimden memnun şimdi bakıma da muhtaç ona bakayım mı? Baba olabilir, ana olabilir. yakın komşu olabilir, uzak komşu olabilir, hiç ilgisi olmaz ama Hz. Adem'den kardeş olabilir. Yani peygamber çocuğu bunlar bütün yeryüzündeki insanlar peygamber çocuğudurlar. Bunlar küfre girdiğinden dolayı yüreğimiz sızlamalıdır. Aman yarabbi peygamberlerin çocukları bu hale gelmiş ben bunu nasıl kurtarırım diye çirpınmalı. Peygamber efendimiz diyor ki, «Hani ateş yakan insan yaz gününde kelebekler gelir, o kelebekler yanmasın diye nasıl uğraşıyorsa sizi cehenneme düşmeyesiniz diye de ben koşturuyorum ve kemerlerinizden tutuyorum gitmeyesiniz diye.» Yani kılıç çekmişse peygamberim Ebu cehilin önüne, gitme ateş vardır diye çekmiştir. Öldürmek için değil, gitme ateş var. Yani cehennem var bu küfrün yolu cehenneme doğru gider, oraya gitme diye kılıç çekmiştir Peygamberim.
(272) Onların doğru yola gelmeleri sana borç değildir. Ancak Allah dilediğine hidayet verir. (Allah için) verdiğiniz hayır (mal) kendiniz içindir. Siz ancak Allah rızasını aramak için verirsiniz. (Allah için) verdiğiniz hayrın karşılığı verilecektir ve siz haksızlığa uğratılmayacaksınız.
Peygamber efendimize (a.s.) gelmişler "Ya Rasulellah imansız adamların içinde fakirler var, onlara da verelim mi yoksa müslüman olsun da Öyle mi verelim" diye sormuşlar. "Onların hidayete gelmeleri sana ait değildir, onların müslüman olmaları senin elinde değil Allah dilediğine hidayet verir" Burada şu anlaşılmasın. "Allah (c.c.) dilediğine hidayet verir, dilediğini sapıtır." "Öyleyse Allah ayırmış zaten, sen gavursun, sen müslümansın demiş. Yani dilediğini müslüman etmiş, dilediğini gavur etmiş. Öyleyse bizim suçumuz ne? deyip bu Ayeti kerimeye itiraz edebilirler. Kuranın tamamını okuyacak olursa Allah (c.c.) «Yaptıkları kötülükler nedeniyle kalplerine küf bağladı» diyor. (Mudaffıfin 14) Yani küfrü kendileri tercih ettiler ve küfre giden yolda kendileri yürüdüler ve Allah onlara dalâleti verdi. Müminler de İslama gönüllerini açtılar Allah da onlara hidayeti verdi. Peki burada "Allah dilediğine hidayeti dilediğine dalâleti verir" "Hayrı da veren Allah (c.c.) şerri de veren Allah (c.c.) tür" diyoruz. Eskiden Yunan filozoflarından bir kısmı çok iyi niyetlerle şunu demişler "Allah yücelerden yücedir, iyi şeyleri yaratır, güzel şeyleri yaratır. Kötülükleri, şerri yaratmak Allah'ın şanına yaraşmaz" demişler. Güya Allah'ı temize çıkaracaklar ama şirke girmişler. Niye ortada kötülükler var. O zaman kötülüğü de yaratan birini bulmak lazım. Bunun üzerine "Hayır tanrısı ayrıdır, Şer tanrısı ayrıdır" demişler. Zaten iyi niyetlerle kötülüğe gidilmiştir. Bir kısım insanlar iyi niyetlerle kötülüğe gider mi, gidilebilir. işte onun için biz iyi niyetler doğrultusunda hareketler değil Allah (c.c.) çizdiği ve tarif ettiği şekilde anlayacağiz. Kendi hayalimize göre din anlayışı, kendi hayalimize göre peygamber anlayışı geliştirmeyeceğiz.
İnsanların hidayeti size ait değil. Peki hocam tebliğ duracak mı? Tebliğ devam edecek. Niye devam edecek? Biz mesuliyetten kurtulmak için devam edeceğiz. Rabbim bu dinin bütün insanlara bildirilmesini ister. Biz görevimizi yerine getireceğiz. "Adam müslüman olsun öyle yardım edeyim" deme sadakalar yaratılanlara verilir. Zekat ise müslüman insana verilecektir. Ayeti kerimede " siz hayırdan verdiğinizi kendiniz için veriyorsunuz" buyurur. Yani verdiğin adam müslüman olsa da sevabını sen alacaksın, kafir olsa da sen alacaksın. Sen verdiğini kendine veriyorsun diyor. Çok önemli bir Ayeti kerime benim bir müşkilimi çözüyor. Hani batıda şöhretini yitirmiş sinir krizleri geçiren artistler Doktoruna' "Efendim şöhretimi kaybettim, sinemadan teklif gelmiyor. Eskisi gibi alkışlar olmuyor. Sinir krizleri geçiriyorum, güzelliğim bozulmasın diye de doğum yapmamıştım" diyor o da diyorki Ayı besle, kedi besle, köpek besle diyor. Bir şey besle diyor.
Doğru söylüyor doktor. Bir canlıya karşı kişinin meşguliyeti ve ona hizmeti onu rahatlatır. Yani canlı bir varlığa birşey vermeniz sizin sinirinizi alır aslında. Doktor isabetli bir karar veriyor. Ancak müslüman bir doktor olmuş olsaydı yaratıkları da sıraya koyarsak birinci derecede insana hizmet etmeyi önerirdi. Batıya göre birinci derecede köpektir. Hani ekonomik nedenlerden Fransızlar yıllarca doğum yapmamışlar, başarılı da olmuşlar. Ama şu anda köpek için yapılan masraf Afrikadaki bir devletin yıllık bütçesini geçiyormuş. Fransanın ekonomik nedenlerden dolayı çocuk doğurmasını engelleyenler yanlış ediyorlar. Yarın her eve bir köpek girecek. Çocuğun giremediği, çocuğun atıldığı evlere köpekler girecek. Her pazar günü köpekli bir film de onun için oynatılır, alıştırılıyor çocuklarımız. Evvela birinci derecede insana hizmet edeceğiz. Bu sadakalarda mümini birinci dereceye alacağız. Ama ardından kafire de yardım elini uzatacağız.
Sultan Ahmette bir tane Ermeni fakiri vardı öldü geçen sene, yıllarca Sultan Ahmet camisinden beslendi. Gönenli Mehmet efendi besledi onu ve geçen sene öldü. Ermeniler kendi aralarında yardım edemediler, yine ermeninin cenazesi de Ömür boyu karnının doyması da bir müslüman tarafından temin edilmiştir. Şu memlekette hatta dünya genelinde şu anda gönlünde merhamet kırıntısı olanlar varsa onlar da müslümanlardır. Bunun da en iyi ölçüsü Fahişe bir kadın bir çocuk doğursa gizlice camiye getirip koyup kaçıyor. Niye camiye koyuyor? O biliyor ki, meyhanede, sinemada, tiyatroda, kahvehanedekiler de merhamet kalmamış. Merhamet kalan bir kaç tane insan varsa onlar da merhamet kırıntısı kalan insanlardır. Merhamet kırıntısı olan bir kaç insan varsa onlarda camii etrafında dolaşıyor. Dilenciler de deneme yanılma usulü ile kahvede gezmiş yok sinemanın önünde durmuş ordan da yok, Tiyatronun önünde durmuş ordan da vermiyorlar. Nerde çok veriyorsa oraya gidiyor. Orası da camiidir. Bu memlekette açlık sorunu halledeceğiz diyorsa siyasiler müslümanların eline teslim etsinler. Gasp ettiklerini geriye versinler "Hayırdan infakınız kendi nefsiniz içindir." diyor Rabbim. Müslüman sadakayı verince önce fakire yardım etmiyor aslında. Önce kendine yardım ediyor. Bu bir eczahaneye varıp ilacını aldıktan sonra para veren adam gibidir. Parayı verdi ilacı aldı. Sonra o eczacıyı gördüğünda "geçen sana yüz bin lira vermiştim hayrıma" der mi? demez. Çünki para verdi karşılığında ilaç aldı. Tedavisini yapıyor. Mümin insan da tedavisini yapıyor. Kendi kendinin tedavisini yapıyor. Efendimize gelmiş bir tanesi "Ya Rasulellah kalbimin katılığından şikayetçiyim" demiş. Efendimizde "Öyleyse fakirin karnını doyur, yetimin başını okşa" demiş. Kalbin katılığı gider. Efendimizin tavsiyesi bu. Fransız bir doktor da "Ayı besle" diyor. İki tavsiyede bir isabet var ama Peygamber efendimizinkinde tam isabet var. Fakir ve yetim söz konusudur burada. "Siz verdiklerinizi ancak Allah rızası için verirsiniz" Rabbim bize konuşmanın da üslubunu veriyor. Konuşma adabı öğretiyor. Rabbim "Allah rızası için verin" demiyor "sizler Allah rızası için verirsiniz" diyor yani emretmiyor, sizin mayanız o kadar güzel ki Allah rızası için verirsiniz diyor. Yani siz de insanlara "oğlum, yap et, dur, bilmem ne demek" yerine "benim oğlum şu işleri güzel yapar amcası, benim kızım şöyle şöyle iyi yapar amcası" gibicesine iyi yapar, iyi eder, üslubunu kullanmak yap, et, kıl, deme üslubundan daha etkin bir üslup olduğuna işaret etmiş oluyor.
"Hayır" kelimesi Kuranı Kerimde bir kaç yerde mal olarak geçmiş ama genel ifade olarak da kullanılmış. "Hayırdan neyi verirseniz onun karşılığı mutlak size verilecektir. Zulme uğramayacaksınız" yani verdiğinizin karşılığı, eksik değil mutlak surette fazlasıyla verilecek o da iki katından, on katından, yedi yüz katından Allah'ın dilediği rakama kadar devam eder. Vereceğimiz hayrın yeryüzünde dolaşmaya, çalışmaya gücü yetmeyen Allah yolunda mahsur kalan insanlara verilmesini istiyor. Sırf Allah'ın dininin öğretilmesi, Allah'ın dininin yayılması, Allah'ın dininin hakim olması için hayatını bu yola vakfeden insanlara da veriniz. Hani Peygamber efendimizin döneminde Ashab-ı suffe, onlar mescidin bitişiğinde efendimizin bugünki ifadeyle üniversitesinde Kur'an ve hadisi ezberlemek, elçi olarak, (bugünki ifadeyle Kültür ateşesi olarak) kültür elçisi olarak gönderilmesi gerektiğinde, gönderilmek üzere bekleyen insanlar. Sayıları 400 e kadar çıkar. Hem ilim öğretme, hem de harbetme özelliğine sahipler çalışmıyor onlar, onlar sırf bunun için duruyorlar. Bu insanlara infak ediniz. Günümüzde "İslami ilimler dalında çalışanlar demiyelim" çünkü laik sistem koymuş bu adı. Laiklik gereği ayırmış. İslami ilimler dalı ne demektir? Allah'ın tabii ayetleri ile teşrii ayetleri doğrultusunda çalışmalar islami ilimlerdir. Bu uğurda çalışma yapan ve bütün çalışmalarını Allah'ın dininin hakimiyeti için yapan fiziğini, tıbbini, matematiğini, kimyasını, tefsirini, hadis şerhlerini her sahada ne yapılıyorsa terziliğinden, marangozundan, lokantacılığından, askerliğine kadar her şeyi Allah'ın dininin hakimiyeti için çalışıyorsa bu adamların geçiminin müslümanlara ait olması gerektiğini ve onlara müslümanların vermesi gerektiğine işaret ediyor. Peki kime verelim? sorusuna cevap olarak da hemen gelen ayette cevap verilmiş.
(273) Sadakalarınızı Allah yolunda hizmet eden (hizmeti nedeniyle) yeryüzünde dolaşamayan iffetinden cahil kişinin zengin zannettiği fakirlere veriniz. Sen onları simalarından tanırsın. Israrla insanlardan bir şey istemezler. Siz hayırdan neyi verirseniz, Muhakkak Allah onu bilir.
Hani " iyilik yap denize at. Balık bilmezse halik bilir." sözümüz bu Ayeti kerimeden alınmış gibi siz iyilik yapın. Kime? Allah'ın yarattığı her canlıya yapın. Hani bir başka Ayeti kerimede "yeryüzündeki kıpırdayan her canlı gökyüzünde uçan her kuş da sizin gibi ümmettir" diyor. Canları var, acı duyarlar, sevildiklerini bilirler, yalnız kuşlar değil çiçekler bile sevildiklerini bilirler diyor bugünkü ilim. Peygamberimiz (a.s.v.) ise Uhut dağı için söylemiş. " Bu bir dağdır, biz bu dağı severiz , bu dağ bizi sever" diyor. Siz kime ne kadar iyilik yaparsanız Allah onu bilmektedir. İnsanlar bilmesin balık bilmesin varsın. Halik biliyorya o yeter. Nasıl verelim hocam, gizli mi verelim, açıktan mı verelim? Rabbimiz muhayyer bırakmış.
(271) Eğer sadakaları açıkdan verirseniz o ne güzel. Eğer sadakaları gizler ve fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Açıktan vermeyi gizli vermeyi, gece vermeyi, gündüz vermeyi, tavsiye eden bir Ayeti kerime ile devam ediyoruz.
Bu Ayeti kerimeyi tefsir ederken alimlerimiz şöyle güzel bir noktaya dikkat çekmişler. Farz olanı açıktan veriniz. Nedir o? Farz olan zekatınız, zekatınızı açıktan verin. Farz olan namazınızı da açıktan kılınız. Farz olan namazın riyası olmaz. Yani sabah namazı, öğle namazı, ikindi namazı, akşam ve yatsı namazını herkesin göreceği yer camidir, herkesin göreceği yerde kılınız. Tabii ki bu Allah rızası için kılınacak. Hani bizim ordan bir arkadaş anlatır. "İzmir'de askerim, namaz da kıldığımız yok, susuzluk var. İzmir Bornova'da su yok susuzluktan içerim kavruldu. Bir yerde su var. İki tane asker bekliyor başında . Damla vermiyorlar, suyun yanında dolandım, yalvardım olmadı. Derken nöbetçi değişti. Kollarımı sıvadım vardım çeşmeyi açtım. Abdest almaya başladım, askerin biri ne yapıyorsun dedi. "Hemşerim iki gündür namaz kılamadım, vallahi adamlıktan çıktım müsade et de abdest alayım dedim müsade etti. Ağzıma verirken üç, on, otuz, elli defa aldım. Asker dediki "yahu benim bildiğim üç defa alınır ağıza" Ben şafîiyim dedim ve abdestimi aldım, suyumu da içtim. Madem Allah'ın bir emri beni susuzluktan kurtardı, bir de namaz kıl dedim. Herkesin görebileceği bir yerde bir namaz kıldım. Hocam ama hiç Allah'ın rızasını düşünemedim. Gelip geçenler "vay be ne adam be " diyorlar".
Böyle değil verdiğimiz yaptığımız şeyler böyle olmamalıdır. farz olanları açıktan vereceğiz ve böylece hem görevimizi yerine getireceğiz, hem de başkasına teşvik mahiyetinde olacak. Bir tane emniyet müdürü olan arkadaşla şimdi emniyet müdürü o zaman yardımcıydı, Karamanda bir araya geldik. "Hocam siz va'zu nasihat ederek dinimize hizmet ediyorsunuz. Biz ne yapalım" demişti. Dedim ki, resmi üniformanla öğle namazını şehrin merkezindeki Ulu camide kıl. Her şehrin Ulu camisi vardır, dediğimde o günlerde yüzbaşı idi, şimdi binbaşı olan bir arkadaş " doğru söylüyorsun" dedi. "Ben bulunduğum kazada cumartesi günü caddede gidiyorum. Arkamdan bir bakkal bağırdı, yüzbaşı, yüzbaşı dedi. Döndüm baktım bir gelir misin dedi. Vardım bir çay iç dedi, içelim dedik oturduk. Allah razı olsun benim oğlanı namaza başlatmışsın dedi. Amca ben seni de tanımam oğlunu da tanımam dedim, dedi ki yahu benim oğlan da seni tanımaz dedi. Seni camide namaz kılarken görmüş vergi dairesinde memur. Yahu bu adam tehlikeyi göze alarak namaz kılıyor, biz burda kereste gibi oturuyoruz, demiş. O günden bugüne namaz kılar, Allah razı olsun dedi. Ben o çocuğu hala görmedim." Yani üniforma ile yetkili bîr insanın belirli bir yerde farz namazını kılması diğer insanlara hem cesaret veriyor, hem de teşvik ediyor. Onun için farz namazlar aleni olmalıdır. Efendim " Kendinizi gizleyin müslümanlığı çaktırmayın" demekle hayatta bir yere varılamaz. Zaten çaktırmaya, çaktırmaya çakıldık kaldık.
Kafirin kaçması ve gizlenmesi gerekirken, mümin saman altından su yürüterek hedefine varacağını zannediyor. Samanı sarartmaktan başka bir işe yaramaz. Allah (c.c.) gizli vermeyi tavsiye ediyor. Bu iki manayı birleştiren alimlerimiz, farz olanları açıktan, sadakalarımızı gizliden verelim diyorlar. Sadakayı gizliden vermek efdaldir. Ama bir yerde rağbet olsun, teşvik olsun için sadakayı da açıkdan vermenin de caiz olduğunu Bakara 274 ncü Ayeti kerimesinde Allah (c.c.) onu da bize bildiriyor, biraz sonra o da gelecek. Allah bu sadakalarınızı gizlide ve açıkta verdiğiniz takdirde sizin kötülüklerinizi örter, kötülüklerinize karşılık kılar. "Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır" diyor. Yani gizli versem acaba Allah'ın haberi olmaz mı ki açıktan vereyim? Allah değil öyle "gönülden geçeni bilir" Elimizin hareket etmesini, dilimizden çıkan kelimeleri veya fısıltınızı gönlünüzden geçeni bilir. Onun için gizlilik ve aşikarlık yok.
Hocam verelim verelim de, bizim mahallede biri var imansızın teki fakir tabii. Buna da verelim mi? Veya ben islamı seçtim babam ise benim müslümanlığımdan memnun değil. Eski halimden memnun şimdi bakıma da muhtaç ona bakayım mı? Baba olabilir, ana olabilir. yakın komşu olabilir, uzak komşu olabilir, hiç ilgisi olmaz ama Hz. Adem'den kardeş olabilir. Yani peygamber çocuğu bunlar bütün yeryüzündeki insanlar peygamber çocuğudurlar. Bunlar küfre girdiğinden dolayı yüreğimiz sızlamalıdır. Aman yarabbi peygamberlerin çocukları bu hale gelmiş ben bunu nasıl kurtarırım diye çirpınmalı. Peygamber efendimiz diyor ki, «Hani ateş yakan insan yaz gününde kelebekler gelir, o kelebekler yanmasın diye nasıl uğraşıyorsa sizi cehenneme düşmeyesiniz diye de ben koşturuyorum ve kemerlerinizden tutuyorum gitmeyesiniz diye.» Yani kılıç çekmişse peygamberim Ebu cehilin önüne, gitme ateş vardır diye çekmiştir. Öldürmek için değil, gitme ateş var. Yani cehennem var bu küfrün yolu cehenneme doğru gider, oraya gitme diye kılıç çekmiştir Peygamberim.
(272) Onların doğru yola gelmeleri sana borç değildir. Ancak Allah dilediğine hidayet verir. (Allah için) verdiğiniz hayır (mal) kendiniz içindir. Siz ancak Allah rızasını aramak için verirsiniz. (Allah için) verdiğiniz hayrın karşılığı verilecektir ve siz haksızlığa uğratılmayacaksınız.
Peygamber efendimize (a.s.) gelmişler "Ya Rasulellah imansız adamların içinde fakirler var, onlara da verelim mi yoksa müslüman olsun da Öyle mi verelim" diye sormuşlar. "Onların hidayete gelmeleri sana ait değildir, onların müslüman olmaları senin elinde değil Allah dilediğine hidayet verir" Burada şu anlaşılmasın. "Allah (c.c.) dilediğine hidayet verir, dilediğini sapıtır." "Öyleyse Allah ayırmış zaten, sen gavursun, sen müslümansın demiş. Yani dilediğini müslüman etmiş, dilediğini gavur etmiş. Öyleyse bizim suçumuz ne? deyip bu Ayeti kerimeye itiraz edebilirler. Kuranın tamamını okuyacak olursa Allah (c.c.) «Yaptıkları kötülükler nedeniyle kalplerine küf bağladı» diyor. (Mudaffıfin 14) Yani küfrü kendileri tercih ettiler ve küfre giden yolda kendileri yürüdüler ve Allah onlara dalâleti verdi. Müminler de İslama gönüllerini açtılar Allah da onlara hidayeti verdi. Peki burada "Allah dilediğine hidayeti dilediğine dalâleti verir" "Hayrı da veren Allah (c.c.) şerri de veren Allah (c.c.) tür" diyoruz. Eskiden Yunan filozoflarından bir kısmı çok iyi niyetlerle şunu demişler "Allah yücelerden yücedir, iyi şeyleri yaratır, güzel şeyleri yaratır. Kötülükleri, şerri yaratmak Allah'ın şanına yaraşmaz" demişler. Güya Allah'ı temize çıkaracaklar ama şirke girmişler. Niye ortada kötülükler var. O zaman kötülüğü de yaratan birini bulmak lazım. Bunun üzerine "Hayır tanrısı ayrıdır, Şer tanrısı ayrıdır" demişler. Zaten iyi niyetlerle kötülüğe gidilmiştir. Bir kısım insanlar iyi niyetlerle kötülüğe gider mi, gidilebilir. işte onun için biz iyi niyetler doğrultusunda hareketler değil Allah (c.c.) çizdiği ve tarif ettiği şekilde anlayacağiz. Kendi hayalimize göre din anlayışı, kendi hayalimize göre peygamber anlayışı geliştirmeyeceğiz.
İnsanların hidayeti size ait değil. Peki hocam tebliğ duracak mı? Tebliğ devam edecek. Niye devam edecek? Biz mesuliyetten kurtulmak için devam edeceğiz. Rabbim bu dinin bütün insanlara bildirilmesini ister. Biz görevimizi yerine getireceğiz. "Adam müslüman olsun öyle yardım edeyim" deme sadakalar yaratılanlara verilir. Zekat ise müslüman insana verilecektir. Ayeti kerimede " siz hayırdan verdiğinizi kendiniz için veriyorsunuz" buyurur. Yani verdiğin adam müslüman olsa da sevabını sen alacaksın, kafir olsa da sen alacaksın. Sen verdiğini kendine veriyorsun diyor. Çok önemli bir Ayeti kerime benim bir müşkilimi çözüyor. Hani batıda şöhretini yitirmiş sinir krizleri geçiren artistler Doktoruna' "Efendim şöhretimi kaybettim, sinemadan teklif gelmiyor. Eskisi gibi alkışlar olmuyor. Sinir krizleri geçiriyorum, güzelliğim bozulmasın diye de doğum yapmamıştım" diyor o da diyorki Ayı besle, kedi besle, köpek besle diyor. Bir şey besle diyor.
Doğru söylüyor doktor. Bir canlıya karşı kişinin meşguliyeti ve ona hizmeti onu rahatlatır. Yani canlı bir varlığa birşey vermeniz sizin sinirinizi alır aslında. Doktor isabetli bir karar veriyor. Ancak müslüman bir doktor olmuş olsaydı yaratıkları da sıraya koyarsak birinci derecede insana hizmet etmeyi önerirdi. Batıya göre birinci derecede köpektir. Hani ekonomik nedenlerden Fransızlar yıllarca doğum yapmamışlar, başarılı da olmuşlar. Ama şu anda köpek için yapılan masraf Afrikadaki bir devletin yıllık bütçesini geçiyormuş. Fransanın ekonomik nedenlerden dolayı çocuk doğurmasını engelleyenler yanlış ediyorlar. Yarın her eve bir köpek girecek. Çocuğun giremediği, çocuğun atıldığı evlere köpekler girecek. Her pazar günü köpekli bir film de onun için oynatılır, alıştırılıyor çocuklarımız. Evvela birinci derecede insana hizmet edeceğiz. Bu sadakalarda mümini birinci dereceye alacağız. Ama ardından kafire de yardım elini uzatacağız.
Sultan Ahmette bir tane Ermeni fakiri vardı öldü geçen sene, yıllarca Sultan Ahmet camisinden beslendi. Gönenli Mehmet efendi besledi onu ve geçen sene öldü. Ermeniler kendi aralarında yardım edemediler, yine ermeninin cenazesi de Ömür boyu karnının doyması da bir müslüman tarafından temin edilmiştir. Şu memlekette hatta dünya genelinde şu anda gönlünde merhamet kırıntısı olanlar varsa onlar da müslümanlardır. Bunun da en iyi ölçüsü Fahişe bir kadın bir çocuk doğursa gizlice camiye getirip koyup kaçıyor. Niye camiye koyuyor? O biliyor ki, meyhanede, sinemada, tiyatroda, kahvehanedekiler de merhamet kalmamış. Merhamet kalan bir kaç tane insan varsa onlar da merhamet kırıntısı kalan insanlardır. Merhamet kırıntısı olan bir kaç insan varsa onlarda camii etrafında dolaşıyor. Dilenciler de deneme yanılma usulü ile kahvede gezmiş yok sinemanın önünde durmuş ordan da yok, Tiyatronun önünde durmuş ordan da vermiyorlar. Nerde çok veriyorsa oraya gidiyor. Orası da camiidir. Bu memlekette açlık sorunu halledeceğiz diyorsa siyasiler müslümanların eline teslim etsinler. Gasp ettiklerini geriye versinler "Hayırdan infakınız kendi nefsiniz içindir." diyor Rabbim. Müslüman sadakayı verince önce fakire yardım etmiyor aslında. Önce kendine yardım ediyor. Bu bir eczahaneye varıp ilacını aldıktan sonra para veren adam gibidir. Parayı verdi ilacı aldı. Sonra o eczacıyı gördüğünda "geçen sana yüz bin lira vermiştim hayrıma" der mi? demez. Çünki para verdi karşılığında ilaç aldı. Tedavisini yapıyor. Mümin insan da tedavisini yapıyor. Kendi kendinin tedavisini yapıyor. Efendimize gelmiş bir tanesi "Ya Rasulellah kalbimin katılığından şikayetçiyim" demiş. Efendimizde "Öyleyse fakirin karnını doyur, yetimin başını okşa" demiş. Kalbin katılığı gider. Efendimizin tavsiyesi bu. Fransız bir doktor da "Ayı besle" diyor. İki tavsiyede bir isabet var ama Peygamber efendimizinkinde tam isabet var. Fakir ve yetim söz konusudur burada. "Siz verdiklerinizi ancak Allah rızası için verirsiniz" Rabbim bize konuşmanın da üslubunu veriyor. Konuşma adabı öğretiyor. Rabbim "Allah rızası için verin" demiyor "sizler Allah rızası için verirsiniz" diyor yani emretmiyor, sizin mayanız o kadar güzel ki Allah rızası için verirsiniz diyor. Yani siz de insanlara "oğlum, yap et, dur, bilmem ne demek" yerine "benim oğlum şu işleri güzel yapar amcası, benim kızım şöyle şöyle iyi yapar amcası" gibicesine iyi yapar, iyi eder, üslubunu kullanmak yap, et, kıl, deme üslubundan daha etkin bir üslup olduğuna işaret etmiş oluyor.
"Hayır" kelimesi Kuranı Kerimde bir kaç yerde mal olarak geçmiş ama genel ifade olarak da kullanılmış. "Hayırdan neyi verirseniz onun karşılığı mutlak size verilecektir. Zulme uğramayacaksınız" yani verdiğinizin karşılığı, eksik değil mutlak surette fazlasıyla verilecek o da iki katından, on katından, yedi yüz katından Allah'ın dilediği rakama kadar devam eder. Vereceğimiz hayrın yeryüzünde dolaşmaya, çalışmaya gücü yetmeyen Allah yolunda mahsur kalan insanlara verilmesini istiyor. Sırf Allah'ın dininin öğretilmesi, Allah'ın dininin yayılması, Allah'ın dininin hakim olması için hayatını bu yola vakfeden insanlara da veriniz. Hani Peygamber efendimizin döneminde Ashab-ı suffe, onlar mescidin bitişiğinde efendimizin bugünki ifadeyle üniversitesinde Kur'an ve hadisi ezberlemek, elçi olarak, (bugünki ifadeyle Kültür ateşesi olarak) kültür elçisi olarak gönderilmesi gerektiğinde, gönderilmek üzere bekleyen insanlar. Sayıları 400 e kadar çıkar. Hem ilim öğretme, hem de harbetme özelliğine sahipler çalışmıyor onlar, onlar sırf bunun için duruyorlar. Bu insanlara infak ediniz. Günümüzde "İslami ilimler dalında çalışanlar demiyelim" çünkü laik sistem koymuş bu adı. Laiklik gereği ayırmış. İslami ilimler dalı ne demektir? Allah'ın tabii ayetleri ile teşrii ayetleri doğrultusunda çalışmalar islami ilimlerdir. Bu uğurda çalışma yapan ve bütün çalışmalarını Allah'ın dininin hakimiyeti için yapan fiziğini, tıbbini, matematiğini, kimyasını, tefsirini, hadis şerhlerini her sahada ne yapılıyorsa terziliğinden, marangozundan, lokantacılığından, askerliğine kadar her şeyi Allah'ın dininin hakimiyeti için çalışıyorsa bu adamların geçiminin müslümanlara ait olması gerektiğini ve onlara müslümanların vermesi gerektiğine işaret ediyor. Peki kime verelim? sorusuna cevap olarak da hemen gelen ayette cevap verilmiş.
(273) Sadakalarınızı Allah yolunda hizmet eden (hizmeti nedeniyle) yeryüzünde dolaşamayan iffetinden cahil kişinin zengin zannettiği fakirlere veriniz. Sen onları simalarından tanırsın. Israrla insanlardan bir şey istemezler. Siz hayırdan neyi verirseniz, Muhakkak Allah onu bilir.
20 Temmuz 2009 Pazartesi
Bakara; 267-268-269
(267) Ey iman edenler, Kazandıklarınızın en güzellerinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan (Allah için) harcayın. Kendinizin göz yumma (tiksinme)dan alamayacağınız pis şeyleri yermeye kalkışmayın. İyi bilin ki şüphesiz Allah Gani (muhtaç değil) dir, övülmeye layıktır.
Kazandığınız malların en temizini veriniz. Sizin için yeryüzünden çıkardıklarımızın ve kendi kazandıklarımızın en güzelinden veriniz diyor. Bir hayır etmek istiyorsunuz, elbise vermek istiyorsunuz, fakire hangisini verelim? Geçen sene değilde evvelki sene aldığımız vardı, birazda yıpranmıştı onu verelim diyoruz. Yemekten verelim diyoruz dünden kalanı verelim. Hemen aklımıza o geliverir, hatta bazı arkadaşlar hani zekat verelim diyor. Hani yatmış derler dükkanda dura dura eskimiş olanını farenin ucundan kestiklerini yediklerini toplayıp verelim gibi bir kanaat var, bir kısım insanlarda, Allah (c.c.) kazandıklarınızın ve Allah'ın size yeryüzünden çıkardıklarını en hayırlılarından veriniz yani yeryüzünden çıkarılan sebzeler, meyveler vardır ama yeryüzünden çıkan altın gümüş de vardır. Yani bizim sahip olduğumuz dünyevi nimetlerin en güzelinden vermemizi emrediyor. Peki en güzelinin ölçüsü ne Öyleyse? Onu da veriyor "Rabbim kötüyü kastetmeyin, yani verirken kötü şeyleri vermeyin. Siz kendinizin almayacağınız şeyleri vermeyin. Kötü şeyleri, gözünüzü yummadan alamayacağınız şeyleri siz kendiniz vermeyin" diyor. Yani bir şey var onu vereceksiniz; Şunu düşünün, bu bana verilseydi alır mıydım almaz mıydım. Alacak olsaydınız zaten vermezdiniz. Siz bunu niye çıkarıyorsunuz? Bunu beğenmediniz yani mallarınız içerisinde bunu beğenmediniz veriyorsunuz, onu geriye size iade etmiş olsalar veya bunun gibi birini verseler siz almazsınız. Hocam alınabilir. Alınabilirliğini de Cenabı Allah kabul ediyor. Gözünüzü yumarak alabileceğiniz şeyler vardır. Hani adam size bir şey veriyor fakat siz de mecbursunuz öyle bir durumdasınız ki beğenmiyorsunuz ama onu almaya da mecbursunuz. Hani çöp bidonlarının başında ekmek toplayan bazı insanları görüyoruz bakmaya bile dayanamıyoruz. Bakmaya dayanamıyoruz zannetmeyin ki o adam ona dayanıyor. Yani o da Allah bilir ya evvela görüyor sonra alıp da ağzına koyarken gözü o anda kapanıyor. Ama mecburdur onu almaya yani gözünü kapatarak alabileceğiniz o kötü mallan kendinizin almak istemediği alırsanız bile gözünüzü kapatarak aldığınız o malları başka insanlara sadaka olarak vermeyin diyor. Yani eskimiş elbiseler, kokmuş yemekler, geçmez paralar bunlar sadaka olarak verilmemelidir. Allah her şeyden müstağnidir.
Yani sizin bu verdiklerinizin iyi verseniz de kötü verseniz de Allah için önemi yok, onun gücüne güç katmıyorsunuz, mülkünden hiç bir şey eksiltmiyorsunuz. Allah sizin verdiklerinize de muhtaç değildir. Onun için verdiğinizi Allah'ın başına kakacak durumda değilsiniz. Allah her şeyden müstağnidir. Allah zatı ile övülmüştür, Hamid'dir ona hamdeden nice yarattıkları vardır. "Ama oğlum büyüyor evlendireceğim. Kızım büyüyor onu da evlendireceğim. Evlendirdik ev bark sahibi yapacağız, ona iş kurmak istiyoruz." Peki onlara iş, ev, bark, kurdunuz evlendirdiniz, iyilik yapın denince "Hocam elinizi öper kerata çok sevimli, torunumuz dünyaya geldi. Onun için de bir şeyler hazırlamak lazım öyle değil mi hocam. Torunlar elin eline avucuna bakarsa olur mu?" diyor. Adam bunun sonu gelmez. "Hocam torun çocuk gibi de değil, kendi çocuğun gibi değil torun daha çok seviliyor, torunun torunu daha çok seviliyor" diyor. Ama onu göremiyor. Genelde bütün bu vesveseler insanın kendi nefsi emmaresinden kaynaklandığı gibi Allah c.c. 268 nci Ayeti kerimesinde
(268) Şeytan sizi (verirseniz) fakir olursunuz diye korkutur ve size fuhşiyati cimriliği emreder. Allah ise size kendisinden bağışlama ve bolluk vadeder. Allah vasi dir (Lutfu ihsanı boldur) bilendir.
Şeytan sizi hep fakirlikle korkutur verme fakir oluverirsin elaleme muhtaç olursun, el açarsın da kimse senin yardımına koşmaz diyor ve şeytan size fuhşu emreder diyor, kötülükleri yapmayı emreder ve fakirlikten korkutur size fakirlik vadeder diyor.
Allah ise afvı vadediyor ve bol nimetler vadediyor, verin vereyim diyor. Verin kat kat vereyim diyor. Anadoluda bir tabirdir "misafir 10 rızıkla gelir ve birini yer dokuzunu bırakır gider derler. Anadolunun misafir perverliğini böylelikle harekete geçirir bu sözler. Vaiz olarak çalıştığım bir kazada bir adam yahu hocam olur mu öyle şey? Adam geliyor iki tane ekmeğin birini o yiyor birini ben yiyorum bana evde ekmek kalmıyor" diyor . Bu iş nasıl oluyor diyor. Dedim ki vermenin geliş şekli ayrıdır. Sen zannediyorsunki 10 tane ekmek onunla beraber kapıdan giriyor, birini o adam yiyor, dokuzunu koyup gidiyor. Eğer böyle olmuş olsa idi memlekette cimri adam kalmaz hepsi bizden önce köyün ve şehrin dışında dururlar misafirleri onlar da evlerine getirirler. Allah rızası için değil, dokuz ekmek kalacak diye yaparlar bunu. Allah nasıl geldiğini göstermiyor. Ben misali kendi hayatımdan vereyim. Benim evim misafire açıktır biliyorsunuz. Adam geliyor benimle birlikte yiyor. Ben ona ayrı yemek çıkarmam yani kendi adetimdir genelde ayrı yemek çıkartmam misafire ne varsa onu yer. Şu anda hepimiz evime gitseniz var olanı yeriz bitince de kalırız o kadar. Bunun için de eve sıkıntı olmaz. Şimdi bir kısım ailelere misafir geliyor dedin mi 15 gün evvelden haber verilecek. Evin hanımı bir hafta yorulacak ve akşam yemeği verecek misafire. Misafir gittikten sonra bir haftada temizleyecek, siz o anda hanıma "ikinci misafir geliyor" derseniz razı olmaz. Ama yük olmazsanız hiç bir şey olmaz, Hanım misafirimiz var iki kaşık fazla koyacaksın dediniz mi sorun çikmaz.Hanım için hiç bir yük yok: Yalınız bir kaşık fazlalığı, bir tabak fazlalığı o kadar. Ama bunun faydası bana dokuz ekmek kalıyor. Ankaraya geliyorum az önce ekmeğimi yiyen adam garajda karşılıyor evine götürüyor. İki gün kalıyorum, arabasıyla da beni istediğim yere götürüyor 9 ekmeklik masraf yapıyor bana. Karşılıklar böyle alınır ama o da bunu zevkle yapıyor. Onun için karşılığını nereden nasıl geleceğini biz bilemiyoruz. Yapacaklarımızı böyle bir şey olsun diye yaparsanız öbür dünyada sevabı yok. Yani ben bu adamın ilerde Ankara'da, Erzurum'da, İstanbul'da filan işimi görür diye iyilik yaparsanız sevabını alamazsınız. Dünyada belki karşılık alırsınız ama ahirette sevap almanız mümkün değildir. Vermekten hayatta hiç korkmamaya gayret edeceğiz.
"Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve kötülüğü emreder " diyor. Yani çocuğumu evlendireceğim. Kızımı çıkarayım. Mal mülk sahibi edeyim ve bir de bir dükkan açıvereyim. Bütün bu düşünceler nefsinizin ve şeytanınızın size söyledikleridir. Onları düşünmeyelim mi? Onları düşüneceğiz ümmeti muhammedin çocukları ile beraber düşüneceğiz onları. Onları düşünür de ümmeti muhammedin çocuklarını düşünmezseniz evinizin her tarafını yangın alsa da sizin evinize henüz gelmese acaba çocuklarınızla rahat yemek yemeniz mümkünmü? Mümkün değildir. Bütün mahallenizdeki çevrenizdeki insanlar açlıktan inleseler ve sizin evinizde bol nimet olsa yemeniz, rahat etmeniz mümkün değil Rahat etmek belki mümkün olur ama insanlığınızı yîtirirseniz mümkün olur. Yani bütün memlekette bu kadar aç insanın iniltisine rağmen rahat yemeğini yiyen insanlar hayvanlık derekesinin altına düşmüş insanlardır. Hani ineğin önüne otu koyuverseniz öbür taraftan da bir adam açlıktan inlese ineği hiç etkilemez.
(269) Hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet verilmişse muhakkak ona çok hayır verilmiştir. Akıl sahiplerinden başkası ibret alıp düşünmez.
Hikmet, Kur'an-ı Kerimde bir çok manalarda kullanılmış. Hikmet peygamberlik manasına gelir. Allah dilediğine hikmeti verir" derken bir Ayeti kerimede peygamberliği verir, "Allah ona kitabı ve hikmeti verdi" Ayeti kerimesinde Peygamberliği verdi manasınadır. Burada ise iyi ile kötülüğü birbirinden ayırt etme melekesidir.
Kime de o verilirse ona en büyük hayır verilmiş demektir. En büyük hayır en fazla mala sahip olmak değildir. Akla ve o aklı kullanabilecek fevkalade kabiliyete sahip olmak en büyük hayırdır. Yani birinci derecede Allah (c.c.) ten isteyeceğimiz şey, iyi ile kötüyü bir birinden ayırt etmek kabiliyeti ve melekesi, ve aklını istememiz, verileni de işletmemiz gerekiyor.
Kazandığınız malların en temizini veriniz. Sizin için yeryüzünden çıkardıklarımızın ve kendi kazandıklarımızın en güzelinden veriniz diyor. Bir hayır etmek istiyorsunuz, elbise vermek istiyorsunuz, fakire hangisini verelim? Geçen sene değilde evvelki sene aldığımız vardı, birazda yıpranmıştı onu verelim diyoruz. Yemekten verelim diyoruz dünden kalanı verelim. Hemen aklımıza o geliverir, hatta bazı arkadaşlar hani zekat verelim diyor. Hani yatmış derler dükkanda dura dura eskimiş olanını farenin ucundan kestiklerini yediklerini toplayıp verelim gibi bir kanaat var, bir kısım insanlarda, Allah (c.c.) kazandıklarınızın ve Allah'ın size yeryüzünden çıkardıklarını en hayırlılarından veriniz yani yeryüzünden çıkarılan sebzeler, meyveler vardır ama yeryüzünden çıkan altın gümüş de vardır. Yani bizim sahip olduğumuz dünyevi nimetlerin en güzelinden vermemizi emrediyor. Peki en güzelinin ölçüsü ne Öyleyse? Onu da veriyor "Rabbim kötüyü kastetmeyin, yani verirken kötü şeyleri vermeyin. Siz kendinizin almayacağınız şeyleri vermeyin. Kötü şeyleri, gözünüzü yummadan alamayacağınız şeyleri siz kendiniz vermeyin" diyor. Yani bir şey var onu vereceksiniz; Şunu düşünün, bu bana verilseydi alır mıydım almaz mıydım. Alacak olsaydınız zaten vermezdiniz. Siz bunu niye çıkarıyorsunuz? Bunu beğenmediniz yani mallarınız içerisinde bunu beğenmediniz veriyorsunuz, onu geriye size iade etmiş olsalar veya bunun gibi birini verseler siz almazsınız. Hocam alınabilir. Alınabilirliğini de Cenabı Allah kabul ediyor. Gözünüzü yumarak alabileceğiniz şeyler vardır. Hani adam size bir şey veriyor fakat siz de mecbursunuz öyle bir durumdasınız ki beğenmiyorsunuz ama onu almaya da mecbursunuz. Hani çöp bidonlarının başında ekmek toplayan bazı insanları görüyoruz bakmaya bile dayanamıyoruz. Bakmaya dayanamıyoruz zannetmeyin ki o adam ona dayanıyor. Yani o da Allah bilir ya evvela görüyor sonra alıp da ağzına koyarken gözü o anda kapanıyor. Ama mecburdur onu almaya yani gözünü kapatarak alabileceğiniz o kötü mallan kendinizin almak istemediği alırsanız bile gözünüzü kapatarak aldığınız o malları başka insanlara sadaka olarak vermeyin diyor. Yani eskimiş elbiseler, kokmuş yemekler, geçmez paralar bunlar sadaka olarak verilmemelidir. Allah her şeyden müstağnidir.
Yani sizin bu verdiklerinizin iyi verseniz de kötü verseniz de Allah için önemi yok, onun gücüne güç katmıyorsunuz, mülkünden hiç bir şey eksiltmiyorsunuz. Allah sizin verdiklerinize de muhtaç değildir. Onun için verdiğinizi Allah'ın başına kakacak durumda değilsiniz. Allah her şeyden müstağnidir. Allah zatı ile övülmüştür, Hamid'dir ona hamdeden nice yarattıkları vardır. "Ama oğlum büyüyor evlendireceğim. Kızım büyüyor onu da evlendireceğim. Evlendirdik ev bark sahibi yapacağız, ona iş kurmak istiyoruz." Peki onlara iş, ev, bark, kurdunuz evlendirdiniz, iyilik yapın denince "Hocam elinizi öper kerata çok sevimli, torunumuz dünyaya geldi. Onun için de bir şeyler hazırlamak lazım öyle değil mi hocam. Torunlar elin eline avucuna bakarsa olur mu?" diyor. Adam bunun sonu gelmez. "Hocam torun çocuk gibi de değil, kendi çocuğun gibi değil torun daha çok seviliyor, torunun torunu daha çok seviliyor" diyor. Ama onu göremiyor. Genelde bütün bu vesveseler insanın kendi nefsi emmaresinden kaynaklandığı gibi Allah c.c. 268 nci Ayeti kerimesinde
(268) Şeytan sizi (verirseniz) fakir olursunuz diye korkutur ve size fuhşiyati cimriliği emreder. Allah ise size kendisinden bağışlama ve bolluk vadeder. Allah vasi dir (Lutfu ihsanı boldur) bilendir.
Şeytan sizi hep fakirlikle korkutur verme fakir oluverirsin elaleme muhtaç olursun, el açarsın da kimse senin yardımına koşmaz diyor ve şeytan size fuhşu emreder diyor, kötülükleri yapmayı emreder ve fakirlikten korkutur size fakirlik vadeder diyor.
Allah ise afvı vadediyor ve bol nimetler vadediyor, verin vereyim diyor. Verin kat kat vereyim diyor. Anadoluda bir tabirdir "misafir 10 rızıkla gelir ve birini yer dokuzunu bırakır gider derler. Anadolunun misafir perverliğini böylelikle harekete geçirir bu sözler. Vaiz olarak çalıştığım bir kazada bir adam yahu hocam olur mu öyle şey? Adam geliyor iki tane ekmeğin birini o yiyor birini ben yiyorum bana evde ekmek kalmıyor" diyor . Bu iş nasıl oluyor diyor. Dedim ki vermenin geliş şekli ayrıdır. Sen zannediyorsunki 10 tane ekmek onunla beraber kapıdan giriyor, birini o adam yiyor, dokuzunu koyup gidiyor. Eğer böyle olmuş olsa idi memlekette cimri adam kalmaz hepsi bizden önce köyün ve şehrin dışında dururlar misafirleri onlar da evlerine getirirler. Allah rızası için değil, dokuz ekmek kalacak diye yaparlar bunu. Allah nasıl geldiğini göstermiyor. Ben misali kendi hayatımdan vereyim. Benim evim misafire açıktır biliyorsunuz. Adam geliyor benimle birlikte yiyor. Ben ona ayrı yemek çıkarmam yani kendi adetimdir genelde ayrı yemek çıkartmam misafire ne varsa onu yer. Şu anda hepimiz evime gitseniz var olanı yeriz bitince de kalırız o kadar. Bunun için de eve sıkıntı olmaz. Şimdi bir kısım ailelere misafir geliyor dedin mi 15 gün evvelden haber verilecek. Evin hanımı bir hafta yorulacak ve akşam yemeği verecek misafire. Misafir gittikten sonra bir haftada temizleyecek, siz o anda hanıma "ikinci misafir geliyor" derseniz razı olmaz. Ama yük olmazsanız hiç bir şey olmaz, Hanım misafirimiz var iki kaşık fazla koyacaksın dediniz mi sorun çikmaz.Hanım için hiç bir yük yok: Yalınız bir kaşık fazlalığı, bir tabak fazlalığı o kadar. Ama bunun faydası bana dokuz ekmek kalıyor. Ankaraya geliyorum az önce ekmeğimi yiyen adam garajda karşılıyor evine götürüyor. İki gün kalıyorum, arabasıyla da beni istediğim yere götürüyor 9 ekmeklik masraf yapıyor bana. Karşılıklar böyle alınır ama o da bunu zevkle yapıyor. Onun için karşılığını nereden nasıl geleceğini biz bilemiyoruz. Yapacaklarımızı böyle bir şey olsun diye yaparsanız öbür dünyada sevabı yok. Yani ben bu adamın ilerde Ankara'da, Erzurum'da, İstanbul'da filan işimi görür diye iyilik yaparsanız sevabını alamazsınız. Dünyada belki karşılık alırsınız ama ahirette sevap almanız mümkün değildir. Vermekten hayatta hiç korkmamaya gayret edeceğiz.
"Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve kötülüğü emreder " diyor. Yani çocuğumu evlendireceğim. Kızımı çıkarayım. Mal mülk sahibi edeyim ve bir de bir dükkan açıvereyim. Bütün bu düşünceler nefsinizin ve şeytanınızın size söyledikleridir. Onları düşünmeyelim mi? Onları düşüneceğiz ümmeti muhammedin çocukları ile beraber düşüneceğiz onları. Onları düşünür de ümmeti muhammedin çocuklarını düşünmezseniz evinizin her tarafını yangın alsa da sizin evinize henüz gelmese acaba çocuklarınızla rahat yemek yemeniz mümkünmü? Mümkün değildir. Bütün mahallenizdeki çevrenizdeki insanlar açlıktan inleseler ve sizin evinizde bol nimet olsa yemeniz, rahat etmeniz mümkün değil Rahat etmek belki mümkün olur ama insanlığınızı yîtirirseniz mümkün olur. Yani bütün memlekette bu kadar aç insanın iniltisine rağmen rahat yemeğini yiyen insanlar hayvanlık derekesinin altına düşmüş insanlardır. Hani ineğin önüne otu koyuverseniz öbür taraftan da bir adam açlıktan inlese ineği hiç etkilemez.
(269) Hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet verilmişse muhakkak ona çok hayır verilmiştir. Akıl sahiplerinden başkası ibret alıp düşünmez.
Hikmet, Kur'an-ı Kerimde bir çok manalarda kullanılmış. Hikmet peygamberlik manasına gelir. Allah dilediğine hikmeti verir" derken bir Ayeti kerimede peygamberliği verir, "Allah ona kitabı ve hikmeti verdi" Ayeti kerimesinde Peygamberliği verdi manasınadır. Burada ise iyi ile kötülüğü birbirinden ayırt etme melekesidir.
Kime de o verilirse ona en büyük hayır verilmiş demektir. En büyük hayır en fazla mala sahip olmak değildir. Akla ve o aklı kullanabilecek fevkalade kabiliyete sahip olmak en büyük hayırdır. Yani birinci derecede Allah (c.c.) ten isteyeceğimiz şey, iyi ile kötüyü bir birinden ayırt etmek kabiliyeti ve melekesi, ve aklını istememiz, verileni de işletmemiz gerekiyor.
19 Temmuz 2009 Pazar
Bakara; 266
(266) Sizden her hangi birinizin altından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyve bulunan bahçesi olsun ve ona çocukları güçsüzken kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, ve o bahçeye içinde ateş bulunan kasırga gelip çatsin da kavuruversin ister mi? İşte böylece Allah ayetleri açıklar. Umulur ki düşünürsünüz.
Sizden birinizin bir bahçesi olsa ve orada hurma üzüm ve diğer meyvelerin her çeşidinden bulunsa ve besleyip büyütse o meyve bahçesini düşünün kî çok münbit bir toprak üzerinde bahçesi var oraya her çeşit meyveden ekmiş tam meyve verir hale gelmiş ama yaşı da 50 sini 60 şını 70 sini 80 nini bulmuş. Ayeti kerimede yaş olarak rakam vermiyor ama "ihtiyarlık da gelip çatmış" ve çoluk çocuğu da var öyle bir anda çoluk çocuğuna bakıyor seviniyor diyor ki şu çoluk çocuğuma şu bahçenin meyvesi ömür boyu yeter çok şükür ki çalışmışım kazanmışım çocuklarıma bir şeyler bırakmışım derken kavurucu bir rüzgar esiyor ve o bahçeyi yerle bir ediyor böyle bir durumda olmak ister misiniz? Yani bir ömür boyu çalışacaksınız veya hammallıkta veya memurlukta veya her hangi bir yerde çalışacaksınız 60 şınıza 70 sinize geleceksiniz çocuklarınıza tam böyle güzel bir yer bırakırken, bir dükkan bırakırken, bir köşk bırakırken, bir araba bırakırken, bir istikbal bırakırken, 70 senede kazandığınız bir gece yangınıyla maazallah yok oluvermiş, bahçemiz bir borayla gidivermiş, böyle bir şeyi ister misiniz? kimse istemez. İşte diyor Allah (c.c.) yaptığı bütün iyilikleri insanlar desin diye yapan adamınki de böylece yok olup gidivermiş. Mesela: Bir ömür boyu iyilik yapmış gerçekten de başına da kakmamış. Ama bir gün karşısına almış "ulan ben sana şunu şunu yapmadım mı, şöyle şöyle etmedim mi, bu güne kadar senin karnını doyurmadım mı, bu hale getirmedim mi, ulan burnundan fitil fitil getireceğim ben bunu sana" dedi ne yaptı geçmişi yakıverdi atıverdi yani o bugüne kadar yapılanları yaktı o adam.
Hani İmamı Azam için anlatılır iyilik yaptığı veya borç verdiği adamın damının altına sığınmazmış yağmura katlanırmış. Şimdi adam camından görür de yahu arkadaş başka evin saçağına durmuyorsun da bizim saçağı kendi malın gibi mi görüyorsun iyilik yaptığından dolayı bir şey hatırına gelir mi diye oraya da sığınmadı hem ıslandı hem yürüdü diyor. Yani onu rahatsız etmemek için böyle yaptığı anlatılır. Allah (c.c.)'un vermiş olduğumuz iyilikten dolayı cennette gül bitiriyor, biz ise bu yaptığımız başa kakma ile veya eziyet etme ile o gülün dibine kibrit suyu veya kezzap döküveriyoruz ve onu yakıp atıveriyoruz. Onun için Allah (c.c.) bize dünyamızdan ve bize karşı karşıya olduğumuz işlerden Örnekler veriyor. Hani insan oğlunun en fazla bağlı olduğu şey bir ömür boyu kazandığı maldır. Hani o gün için bahçeyi misal vermişti ama Allah (c.c.)' ün verdiği misaller örnekler evrenseldir. Daha önce anlattığım gibi Allah (c.c.)'ü nimetlerden bahsederken üzüm demiş niye? üzüm bütün dünya devletlerinde bilinendir. Bir bölgede bir kabilede bilinen nimetten bahsetmiyor. Çünki diğerleri bilmeyebilir. Ama üzüm herkes tarafından bilinebilir. Bütün dünyadaki insanların bahçeye karşı meyili vardır. Ama hocam ben İstanbul şehrindeyim ne yapayım elma bahçesini demeyin hepinizin de gönlünde "hocam şöyle boğazda bazı ağazadelerin paşazadelerin yaptığı evlerin konutların yanı başında bizim de oluverseydi, benim de şöyle hiç değilse 500 metre karelik 1000 metre karelik bir bahçemiz olsa o bahçeye her çeşit meyveden diksek, hocam seni de davet etsek de kahveyi orda içseydik olmazmıydı" filan böyle davet edeceğinden değil kendisi öyle istiyorda benimle meşruiyyet kazandıracak benim nezdimde. Yani her insanın gönlünde bahçe vardır, fakat şunu bilin ki bütün bahçeler bir gün gelir güz mevsimindeki gibi ağaçlar yeşil elbiselerini soyunuverirler, ve fakir insan gibi ortada kalırlar. Birgün dünyanın bütün ziynetleri de Öylece soluverecektir. Eşimizin kendimizin annemizin babamızın soluverdiği gibi yaşayanın her an solmakta olduğu gibi kullar da solacaktır. Solmayan güller parlayan sevgililer istiyorsak Allah (c.c.)un emirlerine bu dünyada hakkıyla riayet etmemiz gerekiyor. İşte Allah sizin için ayetlerini böylece apaçık beyan ediyor, açıklıyor ki böylece aklını başınıza alasınız. Yaptığınız işleri iyi düşünesiniz diye size olayı açıklayıveriyor.
Şimdi ey iman edenler, yaptığınız iyilikleri başa kakmakla eziyet etmekle onu incitmekle boşa çıkarmayınız dedi sonra gösteriş için de vermeyiniz. Çünkü boşa gider dedi. Bunu misalleriylede anlattıktan sonra yine Allah c.c. verdiğimiz malların nasıl olması gerektiğini anlatıyor bize.
Sizden birinizin bir bahçesi olsa ve orada hurma üzüm ve diğer meyvelerin her çeşidinden bulunsa ve besleyip büyütse o meyve bahçesini düşünün kî çok münbit bir toprak üzerinde bahçesi var oraya her çeşit meyveden ekmiş tam meyve verir hale gelmiş ama yaşı da 50 sini 60 şını 70 sini 80 nini bulmuş. Ayeti kerimede yaş olarak rakam vermiyor ama "ihtiyarlık da gelip çatmış" ve çoluk çocuğu da var öyle bir anda çoluk çocuğuna bakıyor seviniyor diyor ki şu çoluk çocuğuma şu bahçenin meyvesi ömür boyu yeter çok şükür ki çalışmışım kazanmışım çocuklarıma bir şeyler bırakmışım derken kavurucu bir rüzgar esiyor ve o bahçeyi yerle bir ediyor böyle bir durumda olmak ister misiniz? Yani bir ömür boyu çalışacaksınız veya hammallıkta veya memurlukta veya her hangi bir yerde çalışacaksınız 60 şınıza 70 sinize geleceksiniz çocuklarınıza tam böyle güzel bir yer bırakırken, bir dükkan bırakırken, bir köşk bırakırken, bir araba bırakırken, bir istikbal bırakırken, 70 senede kazandığınız bir gece yangınıyla maazallah yok oluvermiş, bahçemiz bir borayla gidivermiş, böyle bir şeyi ister misiniz? kimse istemez. İşte diyor Allah (c.c.) yaptığı bütün iyilikleri insanlar desin diye yapan adamınki de böylece yok olup gidivermiş. Mesela: Bir ömür boyu iyilik yapmış gerçekten de başına da kakmamış. Ama bir gün karşısına almış "ulan ben sana şunu şunu yapmadım mı, şöyle şöyle etmedim mi, bu güne kadar senin karnını doyurmadım mı, bu hale getirmedim mi, ulan burnundan fitil fitil getireceğim ben bunu sana" dedi ne yaptı geçmişi yakıverdi atıverdi yani o bugüne kadar yapılanları yaktı o adam.
Hani İmamı Azam için anlatılır iyilik yaptığı veya borç verdiği adamın damının altına sığınmazmış yağmura katlanırmış. Şimdi adam camından görür de yahu arkadaş başka evin saçağına durmuyorsun da bizim saçağı kendi malın gibi mi görüyorsun iyilik yaptığından dolayı bir şey hatırına gelir mi diye oraya da sığınmadı hem ıslandı hem yürüdü diyor. Yani onu rahatsız etmemek için böyle yaptığı anlatılır. Allah (c.c.)'un vermiş olduğumuz iyilikten dolayı cennette gül bitiriyor, biz ise bu yaptığımız başa kakma ile veya eziyet etme ile o gülün dibine kibrit suyu veya kezzap döküveriyoruz ve onu yakıp atıveriyoruz. Onun için Allah (c.c.) bize dünyamızdan ve bize karşı karşıya olduğumuz işlerden Örnekler veriyor. Hani insan oğlunun en fazla bağlı olduğu şey bir ömür boyu kazandığı maldır. Hani o gün için bahçeyi misal vermişti ama Allah (c.c.)' ün verdiği misaller örnekler evrenseldir. Daha önce anlattığım gibi Allah (c.c.)'ü nimetlerden bahsederken üzüm demiş niye? üzüm bütün dünya devletlerinde bilinendir. Bir bölgede bir kabilede bilinen nimetten bahsetmiyor. Çünki diğerleri bilmeyebilir. Ama üzüm herkes tarafından bilinebilir. Bütün dünyadaki insanların bahçeye karşı meyili vardır. Ama hocam ben İstanbul şehrindeyim ne yapayım elma bahçesini demeyin hepinizin de gönlünde "hocam şöyle boğazda bazı ağazadelerin paşazadelerin yaptığı evlerin konutların yanı başında bizim de oluverseydi, benim de şöyle hiç değilse 500 metre karelik 1000 metre karelik bir bahçemiz olsa o bahçeye her çeşit meyveden diksek, hocam seni de davet etsek de kahveyi orda içseydik olmazmıydı" filan böyle davet edeceğinden değil kendisi öyle istiyorda benimle meşruiyyet kazandıracak benim nezdimde. Yani her insanın gönlünde bahçe vardır, fakat şunu bilin ki bütün bahçeler bir gün gelir güz mevsimindeki gibi ağaçlar yeşil elbiselerini soyunuverirler, ve fakir insan gibi ortada kalırlar. Birgün dünyanın bütün ziynetleri de Öylece soluverecektir. Eşimizin kendimizin annemizin babamızın soluverdiği gibi yaşayanın her an solmakta olduğu gibi kullar da solacaktır. Solmayan güller parlayan sevgililer istiyorsak Allah (c.c.)un emirlerine bu dünyada hakkıyla riayet etmemiz gerekiyor. İşte Allah sizin için ayetlerini böylece apaçık beyan ediyor, açıklıyor ki böylece aklını başınıza alasınız. Yaptığınız işleri iyi düşünesiniz diye size olayı açıklayıveriyor.
Şimdi ey iman edenler, yaptığınız iyilikleri başa kakmakla eziyet etmekle onu incitmekle boşa çıkarmayınız dedi sonra gösteriş için de vermeyiniz. Çünkü boşa gider dedi. Bunu misalleriylede anlattıktan sonra yine Allah c.c. verdiğimiz malların nasıl olması gerektiğini anlatıyor bize.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)