3 Temmuz 2009 Cuma

Bakara; 235-236-237-238-239-240-241

(235) Kadınlara nikahla isteyeceğinizi sezdirmek veya isteğinizi içinizde gizlemek de size günah yoktur. Allah sizin onları anacağınızı bildi. Sakın Ma'ruf sözün dışında gizlice onlarla sözleşmeyin. İddet tamamlanıncaya kadar nikah yapmaya azmetmeyin. Allah'ın kalple­rinizde olanı bildiğini bilin, ve ondan sakının ve bilinki şüphesiz Al­lah bağişlayandır,Halimdir.

Kocası ölen bir kadın dört ay on gün iddet bekler. Bu hüküm bütün kocası ölen kadınlar içindir. Hükmü umumidir. Ancak Talak sûresi dör­düncü ayetinde «Kocası ölen kadının iddetinin doğuma kadar olduğunu» bildirmekle ayetin hükmünü tahsis etmiştir. Yani kocası ölen kadın hami­le ise doğumu yaptığı anda evlenebilir. Mesela kocasının ölümünden bir saat sonra doğum yapsa hemen evlenebilir, veya dokuz ay sonra doğum yapsa hamile iken bu zaman içinde evlenemez. Tıp ilerde ana karnındaki çocuğun babasından nasıl etkilendiğini heryönden araştırır ve ortaya kor kanaatindeyim.

İddetini beklemekte olan kadınla evlenmek isteyen bir erkek o kadın­la evlenmek istediğini hissettirebilir.


(236) Eğer kadınlara temas etmeden veya milıiı terini belirleme­den boşamışsanız size bir günah yoktur. Onları faydalandırınız. Zen­gine gücü oranında, fakirede gücü oranında vermesi gerekir. Bu iyi­lik yapanlar üzerine bir hakdır.



(237) Onlara mehir tayin ettiğiniz halde temas etmeden boşarsanız tayin ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kendisi veya nikah akdi elinde olan (veli) bağışlarsa (mehir) gerekmez. Sizin bağışlama­nız takvaya daha yakındır. Aranızdaki iyiliğide unutmayın, şüphesiz Allah yaptıklarınızı görendir.

Nikahtan sonra gerdeğe girmeden halveti sahiha olmadan boşanan bir kadına nikahda takdir edilen mihrin yarısı verilir. Eğer mihir takdir edilmemişse boşayan kişinin mali durumu gözetilerek birşeyler verilir. Bundada boşanan kadının dengi kadınların mihri esas alınır.Mihr, boşanan kadının hakkı olduğundan hakkını almama hakkınada sahiptir.Eşler ayrılsalar bile iyilikden, erdemden ayrılmamaları gerekir.Boşanan eşler başka kadın ve erkeklerle evlendiklerinde yine aile dostu olmalıdırlar. Sahabenin biri bir kadından boşandığında o kadım alan insanla dostlukları yine eskisi gibi devam ediyordu.Zeyd (R.A.)'ın boşadığı Zeyneb (R.A.)le peygamber efendimiz, ev­lendikten sonra Efendimizle Zeyd (R.A.)'in dostluğu devam etmiştir.

Boşanan eşler! Eski eşlerinizle geçen iyi günlerinizi hatırlayın İslam, kardeşliğini devam ettirin.


(238) Namazları ve (özellikle) de orta namazı koruyunuz. Gönül­den boyun eğerek Allah için kıyam ediniz.


(239) Eğer korkarsanız yaya yahut binekte iken (kılın.) Güven içinde olduğunuzda size bilmediğinizi öğrettiği gibi Allah'ı zikredin.

İnfak, cihad, hicret, yeminler, evlenme, boşanma konulan anlatıldık­tan sonra hemen namaza geçiliyor. Boşamayla Namazın ne ilgisi olabilir? demeyin. Kur'an-ı Kerimi de çağdaş kitap yazma metodlarıyîa değerlen­dirmeyin.

Çiçekle güneş arasında, Bülbülle seher yeli arasında ilişki olduğu gi­bi cihat, nikah, namaz ve diğer emir ve yasaklar arasındada birbirinden kopmaz ilişkiler vardır.

Fabrikanın motorları, çarkları, bilyelerinden, elektriğin sigorta teline kadar hepsinin birbirine olan bağları sonunda iş ürettiği gibi, Güneş ay, deniz, yıldız, çiçek, böcek, hava su, toprak ve gökyüzünün birbiriyle olan münasebetiyle hayat güzelleştiği gibi insanı kuşatan bütün bu sosyal mü­nasebetlerin yanısıra, namazda diğerlerinden ayrılmaz en önemli bir par­çadır. Namazsız bir hayat tam sayılmaz.

Rabbimiz Nisa suresinin 102 nci ayetinde harp halinde namazın nasıl kılınacağım tarif eder Rabbimiz. Yani en zor anda bile namaz kılınacak.

Özelliklede orta namazı olan ikindi namazını koruyunuz. Ahmed'in Müsnedi 1/79-81-122, Taberi 2/345, Buhari K. Salat, Müslim K. Mesacid ve diğer hadis kitaplarında Hendek günü müşrikler peygamber efendimi­zi ikindi namazını kılmaktan alıkoymuşlar. Efendimiz ikindi namazını akşamla yatsı arasında kılmış ve «Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun bizi orta namazımızdan alıkoydular, meşgul ettiler» bu­yurmuş. Bu hadise dayanarak alimlerimizin çoğunluğu orta namazını ikindi namazı olarak kabul etmişler.

Allah için kıyam ediniz. Allah için namazınızı dosdoğru kılınız ma­nası anlaşıldığı gibi, Allah dinini ihya için kıyama kalkınız manasıda an­laşılır.

Zaten topyekün bir millet namazını cemaatle kılmaya başlasa bu bir kıyamdır. Bazı güçler bunu bildikleri için devletin önemli yerlerindeki namaz kılan memurlara iyi gözle bakmamaktalar.


(240) Sizden hanımlarını geride bırakarak ölecek olan evlerin­den çıkarılmadan yılına kadar faydalanmasını vasiyet etsin. Eğer hanımlar kendiliklerinden çıkarlarsa onların kendi yaptıkları iyi iş­lerden size günah yoktur. Allah Azizdir, Hakimdir.


(241) Boşanan kadınların Ma'ruf bir şekilde faydalanmaları var­dır. Bu Muttakiler üzerine bir hakdır.

30 Haziran 2009 Salı

Bakara; 233-234

233-Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellef olur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görür.

Nikâh altında olsun, boşanmış olsun bütün anneler çocuklarını tam iki sene emzirirler, emzirmeleri gerekir, ilâhî hükme göre annelerin durumu budur. Bu hüküm, emzirmeyi tamamlamak isteyen içindir. Şu halde tam iki sene emzirme süresi, en çoğu olup, âyette açıklanacağı üzere bu sürenin azaltılması caizdir. "Mevludünleh" yani çocuk kendisi için doğmuş ve onun doğmasına sebeb ve nesebine sahip bulunmuş olan baba üzerine de, o annelerin ücretleri başta olmak üzere yiyecekleri ve giyecekleri onlara vaciptir. Fakat kayıtsız ve şartsız değil, mar'uf kadar, yani babanın imkanına göre, iki tarafın durumuna uygun olarak bir hakimin uygun görebileceği ölçüde vaciptir. Çünkü hiçbir kimse, gücünün yettiğinden başkasıyla yükümlü olmaz, "teklîfi mâlâ yutak", insanı gücünün yetmediği şeylerle yükümlü kılmak mümkün olsa da yapılmaz. Ne çocuğu yüzünden anneye, ne de çocuğu yüzünden babaya zarar verilmeye kalkışılmaz. Zarar vermeye kalkışılmasın, hiçbirine zarar verilmesin. "Zarara, zararla karşılık vermek yoktur".

Baba yaşıyorsa rızık ve elbise böyle, ölmesi durumunda, varis üzerine de onun gibidir. Bu varis ya babanın varisi veya çocuğun varisidir. Önce ölen babasına varis olan çocuğa, yeterli mal kalmış ise, o rızık ve nafaka ona; kalmadığı takdirde de o çocuğa o sırada varis olabilecek durumda bulunan "zi-rahim-i mahrem" yakınına (kendisine nikahı haram olacak derecede yakın olan akrabasına) veya asabesine (baba tarafından yakınlarına) vacip olur.

Şimdi ana ile baba iki seneden önce memeden kesmek isterlerse ikisinin biri düşünüp, görüş alış verişinde bulunup hoşnut olmaları şartıyla, ikisine de bunda bir günah yoktur. Ana ile baba birlikte görüş alış verişinde bulunurlarken her halde yavrularının yararını gözetirler. Böyle ikisinin görüş ve düşünceleri birleşip de hoşnut oldular mı, artık hata ihtimali pek az olur. Olsa bile, iyi niyetle işin ehlinden ve yerinde meydana gelen içtihattaki hata bağışlanmıştır. Fakat taraflar birbirleriyle görüş alış verişinde bulunmazlar veya birinin rızası olmadan yapılmış olursa, günah olur. İşte yukarda "emzirmeyi tamam yapmak isteyen kimse", bu görüş alış-verişinde emzirmeyi kesmeye razı olmayandır.

Ey babalar! Bir de siz çocuğunuzu süt ana tutup emzirtmek isterseniz vermek istediğiniz ücreti veya İbnü Kesir kırâetinde medsiz (uzatmadan) okunduğuna göre İhsanı (ikramı) örfe uygun ve şer'an güzel görülen bir tarzda güzelce teslim ettiğiniz takdirde, size bir günah yoktur. Demek ki baba, çocuğuna süt ana tutup gerçek anneyi emzirmekten alıkoyabilecektir. Fakat süt anayı memnun etmelidir ki çocuğa iyi baksın. Dikkat ediniz, ve Allah'tan korkunuz ve biliniz ki her ne yaparsanız Allah onu mutlaka bilir. Dolayısıyla size ona göre ceza veya mükafat verir.

Nikâh hükümleri boşamaya; boşama iddete ve nikâhın sonucu olan doğuma, emzirmeye ve nafakaya; nafaka da "varise düşen de aynen onun gibidir" fıkrasında ölüme ve en sonunda âhiret hükümlerine ulaşmakla, şimdi de ölüm iddeti (kocası ölen kadının bekleyeceği süre) ve bu nedenle yeniden bazı âdâb (edepler) ve nikâh hükümlerinin açıklanması için buyuruluyor ki:



234- İçinizden vefat edip de geride eşler bırakan kimselerin hanımları, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. İddet (bekleme) sürelerini bitirdikleri zaman, artık kendileri hakkında meşru bir şekilde yapacakları hareketten size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Bilindiği gibi bu doğuşun bir de ölümü vardır. İçinizden vefat edip de geriye eşler bırakan kimselerin hanımları da, kendi başlarına dört ay on gün beklerler, diğerlerine nikâh edilmezler, süslenmezler, görücüye çıkmazlar. Sonra bekleme sürelerinin sonuna erdikleri zaman, artık kendi haklarında örfe göre, yani şeriatın reddetmeyeceği bir şekilde yaptıkları hareketlerde, mesela süslenmek, evlenmeye namzed olacaklara görünmek gibi iddet (bekleme süresi) içinde yasaklı bulundukları kadınlık arzularını meşru şekilde açığa vurmalarında size bir günah yoktur. Gerek toplum ve gerekse idareciler iddetten sonra bunları, bu gibi meşru hareketlerden menetmeye kalkışmamalıdırlar.

İddetten sonra bunlar, tercih hakkına sahiptirler. Ancak gayri meşru hareketler başka, o zaman iş değişir ve siz gizli, açık, iyi, kötü her ne yaparsanız, Allah ondan haberdardır. Amellerinizin iyisine iyi, kötüsüne kötü karşılık görürsünüz.

İddetin hikmeti, "Allah'ın, rahimlerinde yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl olmaz." (Bakara, 2/228) âyeti celilesinden açıkça anlaşıldığına göre, rahmin temizliğinin ortaya çıkmasıdır ve bunda asıl olan da âdettir. Üç âdet, çoğunlukla üç ayda meydana gelebileceği gibi, her kadın da âdet görür bir durumda olmaz. Boşanmada kadının âdet görüp görmemesi de düşünmeye değer bir sebep olur. Bunun için boşanmada, âdet görenlerin iddetinin "kurû'" (temizlik veya âdet hali) ile, âdetten kesilmiş olanların da ona bedel aylar ile olması, sırf hikmet olur. Fakat ölüm, herkes için eşit bir sebeptir. Bundan kaynaklanan ayrılıkta kadının âdet görüp görmemesinin hiç hükmü yoktur. Bundan dolayı vefat iddetinin herkes için eşit ve peşipeşine olması da sırf hikmettir. Âdetten kesilme gibi bunun üç ay ile takdiri, bu eşitliğe yeterli değildir. Bütün âdet görenler açısından da eşitliği temin için daha fazlasına lüzum olabilir. Aynı zamanda ölüm iddetinin, boşanmadan daha fazla bir yas mânâsı taşıması da yaraşır. Kadın için nikâh nimetinin yok oluşu, her halde sevinçle karşılanacak bir olay sayılmamalıdır. Bununla beraber boşanmada teselli sebebi olacak bir nimet yönü de düşünülmektedir. Ölüm ise, hiçbir kimse için ferahlık ve sevinç sebebi değildir. Bunun tek tesellisi, "Biz Allah'ın kullarıyız ve gerçekten yine ona döneceğiz." (Bakara, 2/156) imanıdır. Ölüm sebebiyle nikâh nimetinin yok oluşu, hassasiyeti ince ve iffet endişesi daha fazla olan kadın için boşanmadan daha çok bir yas sebebi olması gerekir. Bu hikmetlere dayanarak denilebilir ki ölüm iddetinin aylarla takdiri, âdet görenlerle görmeyenler hakkında eşitlik teminini ifade ettiği gibi; bunun dört ay on gün olması da çoğunlukla üç ayın, üç âdete denk, geri kalan bir ay on gün de en azından rahmin temizliğinin ortaya çıkması için bir ihtiyat ve durumu ortaya çıkarma olmakla beraber, ölüme ait yas mânâsını ifade etmiş olma hikmetiyle de ilgili görünmektedir. Bu müddetin, ceninin tam teşekkülü ve ruh üflenmesiyle ilgili bulunduğu da Eb'ü'l-Âliye'den ve Hasan el-Basrî'den rivayet edilmiştir. Bununla beraber bu iddet müddeti, Fıkıh bakımından "muallel" (bir sebebe bağlanmış) değil müteabbed"dir (kulluk ve Allah'ın emri gereği yapılacaktır).

29 Haziran 2009 Pazartesi

Bakara; 231,232

231-Böylece, kadınlarınızı boşadığınızda ve onlar bekleme sürelerinin sonuna yaklaşmak üzere iken onları ya güzellikle alıkoyun ya da güzel bir şekilde bırakın. Ama, arzuları hilafına, eziyet etmek için alıkoymayın: Çünkü, böyle bir davranışta bulunan, (yalnızca) kendisine haksızlık etmiş olur. Ve Allah'ın [bu] mesajlarını önemsemezlik yapmayın; Allah'ın size lütfettiği nimetleri ve size öğüt için indirdiği vahyi ve hikmeti hatırlayın; Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, ve bilin ki Allah her şeyin aslını bilir.

Kadınlarınızı boşadığınızda, Allanın kendileri için tayin etmiş olduğu te­mizlenme sürelerini yahut aylanın tamamlayınca onları ya örfe göre bakımlarını temin etmek ve kendileriyle iyi geçinmek üzere tutun yahut da mehillerini, na­fakalarını ve diğer haklanın vererek bırakın. İddet süresini uzatarak yahut onla­ra verdiğiniz bazı şeyleri geri alarak onlara zarar vermek için tutmayın. Bu tak­dirde Allahin koymuş olduğu sınırları aşmış olursunuz. Kim kadına sırf zarar vennek için, boşadıktan sonra tekrar ona dönerse günahkâr olur, cezayı hak eder ve böylece kendisine zulmetmiş olur. Allahın indirdiği âyetleriyle alay etmeyin, onları eğlenceye almayın. İslam dini sebebiyle Allahın üzerinizde olan nimetini, size indirmiş olduğu Kur´anı ve Peygamberin size getirmiş olduğu sünnetleri ha­tırlayın. Allah size, indirdiği bu Kur´anla öğüt verir. Allahın emirlerini tutup ya­saklarından kaçınarak ondan korkun ve bilin ki Allah, hayır, şer, gizli ve açık bütün amellerinizi çok iyi bilendir. O, iyiliğinize karşı sevap, kötülüğünüze kar­şı da ceza verecektir.

İbn-i Abbas diyor ki: "Kişi karısını boşar sonra iddetini tamamlamadan ona döner sonra tekrar boşar ve bunu da o kadına zarar vennek ve başkasıyla evlenmesine engel olmak için yapardı. İşte bu âyet bunun üzerine nazil oldu.

Mesruk, Hasan-ı Basri, Zühri, Katade, Sevr b. Zeyd, pehhak, Abdülaziz ve Atiyye de âyet-i kerimenin nüzul sebebi olarak Abdullah b. Abbasın zikretti­ği hususu söylemişlerdir. Kadını engelleyici ve zarar verici bu boşama şekline denilmektedir. Mücahid talak-ı dırarı izah ederken şöyle demiştir:

"Kişi hanımını boşar ve onun iddetinin son gününde ona döner. Öyle ki karısına zara vernıek için onu dokuz ay böyle tutar."

Âyeti kerimede "Allahın âyetlerini alay konusu yapmayın." buyurulmaktadır. Yani Allanın koyduğu sınırlarla, helalleri haramları, emirleri ve ya­saklan arasına koyduğu hudutlarla alay etmeyin. Çünkü Allah sizlere kitabının âyetlerinde hangi tür boşamalarda tekrar hanımlarınıza dönebileceğinizi ve han­gi tür boşamalarda dönemeyeceğinizi beyan etmiştir.

Hasan-ı Basri diyor ki: "Resulullah dönminde öyle insanlar vardı ki, kişi hanımını boşuyor veya kölesini azad ediyordu. Ona "Sen ne yapıyorsun?" deni­lince de "Ben ancak şaka yaptım, eğlendim." diyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kim şakadan karısını boşayacak olursa veya kölesini azad edecek olursa bu davranışı onun aleyhine olmak üzere geçerlidir." Hasan-ı Basri âyetin bu bölümünün bu gibi insanlar için nazil olduğunu söyle­miştir.

Âyeti kerimede "Allahın, üzerinizdeki nimetini ve size indirdiği ki­tap ve hikmeti hatırlayın." Duyurulmaktadır. Burada zikredilen "Nimet´.´ten maksat, İslam dini ve Allahın bu ümmete, özellikle verdiği diğer nimetlerdir. Bunları anmak ise Allaha emirlerinde itaat edip yasaklanndan kaçınarak şükret­mekle olur. Buradaki "Kitap"tan maksat, Kur´an-ı Kerim "Hikmef´ten maksat ise Resulullahm sünnetidir. "Hikmet" kelimesinin ne gibi mânâlara geldiği "Si­ze kitap ve hikmeti öğreten âyetinin izahında zikredilmiştir.


232-Kadınları boşadıktan sonra, bekleme sürelerinin sonuna gelmişlerse, aralarında uygun bir şekilde anlaştıkları takdirde başka erkeklerle evlenmelerine engel olmayın. Bu, Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanan her biriniz için bir uyarıdır; bu, sizin için en erdemli ve en temiz [yol]dur. Allah her şeyi aslıyla bilir, ama siz bilemezsiniz.

Kadınları boşadığmızda ve iddet süreleri de dolunca, kadınlar ve kocala­rı, aralarında anlaşmışlarsa ve kadın, yeni bir nikah ile kocasına dönmek istiyor­sa, artık kocalarına dönüp yeniden onlarla nikahlanmalanna engel olmayın. Al­lah bununla sizden, Allahı tasdik eden, onun rablığını kabul eden, öldükten son­ra dirilmeye ve hesaba çekilmeye iman edenlere nasihat ediyor. Kocaların, ka­dınlarını, tekrar mehir vererek nikahlamaları daha güzel ve Allah yanında daha hayırlıdır. Sizin ve kadınlarınızın kalbindeki şüpheyi gidennek bakımından da daha temizdir. Çünkü eşler arasında hâlâ bir sevgi bağı bulunduğu halde tekrar evlenmezlerse bu sevginin, onlan helal yoldan saptırıp harama düşürmesinden korkulur. Allah, sizlerin, birbirinize karşı bilemediğiniz gizlilikleri ve bütün ka­palı hususları bilir.

Taberi diyor ki: Bu âyetin izahında doğru olan görüş şudur: Allah teala bu âyet-i kerimeyi, kocalarından boşanarak iddetlerini bitirip onlardan ayrılan fakat üç talakla boşanmadıklan için tekrar kocalarına dönebilen, kocalarıyla ye­niden kendileriyle evlenilmek istenen ve kendilerinin de kocalarıyla evlenmek istedikleri ancak velileri tarafından evlenmelerine engel olunan kadınlar hakkın­da indirmiş ve böyle bir engeli yasaklamıştır. Bu âyetin, Ma´kıl b. Yesar ve kız­kardeşi hakkında nazil olması da muhtemeldir. Cabir b. Abdullah ve amcasının kızı hakkında da. Durum ne olursa olsun âyet-i kerime zikrettiğimiz mânâyı ih­tiva etmektedir.

Âyet-i kerimede zikredilen ve "Nikahlanmaktan men etmeyin" diye ter­cüme edilen ifadesinin asıl mânâsı "Onları sıkıştırmayın´1 de­mektir. Yani kanların yeni bir nikahla eski kocalarına dönmelerini istemeleri hallerinde sizler onların evlenmelerine engel olarak onları sıkıştırmayın, zorluğa düşürmeyin." demektir.

Âyet-i Kerimede, "Kan koaca, aralarında iyilikle anlaşmışlarsa" buyunıl-maktadır. Yani, kan ve koca, aralarında yeni bir nikah ve yeni bir mehirle anlaş­malarsa" demektir.

Taberi diyor ki: "Asabeden bir velisi bulunmaksızın kadının nikahı sahih olmaz." diyen görüşe bu âyette açık bir delil vardır. Zira bu âyette, kadının veli­sinin, kadının evlenmesine engel olması yasaklanmaktadır. Şayet kadının evlen­mesinde velinin yetkisi olmasaydı böyle bir yasaklama söz konusu olmazdı.

27 Haziran 2009 Cumartesi

Bakara; 229-230

(229) "Boşama iki defadır (ondan sonra) ya iyilikle tutma veya iyilikle bırakmadır. Kadınlara verdiğinizi geri almanız size helâl de­ğildir. Ancak eşlerin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmaları (hali müstesna). Eğer ikisinin de Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsınız, o zaman kadının fidye vermesinde ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. O sınırları geçmeyin. Kim Allah'ın sınırlarını geçerse onlar zalimlerin ta kendisidir."

Rabbim, talak ikidir, üçüncüsünde ya iyi bir şekilde onu tutacaksınız, eşiniz yine eşiniz olmaya devam edecektir veya iyilikle onu bırakacaksı­nız diyor. Yani biraz önce açıkladığımız gibi bir hayız müddetinden son­ra birinci talak, ikinci hayızdan sonra ikinci talak, üçüncü hayızdan sonra da ya iyilikle tutacaksınız veya iyilikle ayrılacaksınız. Günümüzde Ana­dolu'da bu uygulama yoktur. Kadın erkek ilk boşanmadan sonra adeta birbirlerine düşman kesilirler. Halbuki Kur'an ve sünnet doğrultusunda yaşayan sahabelerde öyle değildir; boşandılar mı insani ve İslami şartlar içersinde bir araya gelebiliyorlar ve babaları ve analarıyla bile bir araya geliyor, karşılıklı insani ve İslami ilişkilerini devam ettiriyorlar.

«Eğer boşanmışsanız, boyadığınız kadınlara vermiş olduğunuz şey­leri geri almanız size helâl değildir.» Kadınlara bilindiği gibi evlenme­den önce mehir verilir, boşanırken veya boşadıktan sonra tutup da bu me-hir'i almanız helâl değildir.

Ancak Allah'ın haklarım yani kanunlarını koruyamayacağınızdan korkarsanız o zaman geriye alınabilir. Eğer Allah'ın bazı kanunlarını ifa edemeyeceğinize kanaat getiriyorsamz, o zaman kadın dan bazı şeyleri geri alabiliyorsunuz. Yani eğer kadın boşanmadan dolayı bazı menfaatler elde ediyorsa, erkek de tam tersine bazı mağduriyetlere uğruyorsa, kadın boşanma konusunda ısrarlı ise erkeğin bir zarara uğramaması veya zararı­nın asgariye çekilmesi için kadının boşanmayı temin için kocasına bazı şeyleri vermesinde günah ve mahzur yoktur. Ancak tabii bu hallerde ka­bahat kadında olduğu gibi gerekirse boşanmayı kadın istemelidir.

«Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa-kadın veya erkek iste onlar zalimle­rin ta kendileridir.» Dinim boşanmanın son çare olması, boşanmanın Ön­lenmesi için elden gelen her türlü yolu gösteriyor ve tedbirini alıyor. Bu­na ilişkin ayetleri înşaallah Nisa ve Talak Surelerinde göreceğiz. Ama il­le de boşanmaya karar verilmişse yukarıda da geçtiği gibi ikinci talak ge­çecek ve üçüncü talak dan sonra iyilikle salıverecek.

Diyelim ki salıverdi ve ama sonradan pişman oldu tekrar o kadınla evlenmek istiyor.. İşte orada dinim bir incelik, bir özellik getirmiş... Ka­dın başka bir erkekle evlenip boşanmadan ilk kocasına helal olmaz, imansızların "Hülle ayeti" yaymaya gayret ettikleri ama herşey gibi yanlış olarak anlattıkları hülle işte budur. Yani kadın ilk kocasından bo­şandıktan sonra tekrar o kocaya dönebilme hakkını ancak başka bir er­kekle evlenip, o erkek onu boşadıktan veya o erkek öldükten sonra kazanıyor. Yani dinim, birdefa karısını boşayan bir daha o kadını alamaz diye birşey söylemiyor ama yukarıda özetlemeye çalıştığımız şartlara bağlıyor olayı...Bugün dinimin ticaretini yapan bazı şahsiyetsiz ve ama hoca geçi­nen insanlar vardır, insanların bu meselelerine sözde çözüm bulmak için hulle'yi şöyle yorumlamaktadırlar Mesela bir adam karısını üç talakla mı boşadı; o kadını başka bir erkekle göstermelik olarak evlendirmekteler, nikahını kıymaktalar ve sonra o adama kadını boşamasını söylemektedir­ler. Adam kadını boşadığı zaman kadın da eski kocasına dönme hakkına sahip olmaktadır. Ama bu yanlıştır, aldatmacadır. İşte bu gibi olaylara bakan imansızlar kendi adamlarının uydurduğu bu gibi meseleleri günde­me getirip, basın yoluyla ilan etmekteler ve doğrudan dinime küfredip, biz bu dini istemiyoruz, sevmiyoruz diyemediklerinden şu şu uygulamasına karşıyız, şu şu uygulaması yanlıştır diyerek dinim hakkında şüphe uyandırmaya, tereddüt doğurmaya gayret etmektedirler. Yani kendi uy­durdukları dine İslam diye saldırıyorlar. Halbuki dinim böyle bir uygula­maya yani hülle denilen uygulamaya kesinlikle karşıdır. Dinimiz bize de­mektedir ki; bak karını boşarken dikkat et, birgün olur pişman olursun, geri dönmek istersin o zaman da bu şartı yerine getirmen gerekir ki bu da zordur ona göre! Bu zorlağa rağmen eğer şartlar uygun olarak yerine ge­tirilmişse, o eski karı koca tekrar birbirleriyle evlenebilirler buradan hare­ketle Hanefi Fakihleri kadın kendisini evlendirebilir hükmünü çıkartmış­lardır. Çünkü ayette şöyle buyuruyor Allah (c.c.)



(230) "Erkek onu (üçüncü defa ) boşarsa ondan sonra kadın onun dışında bir başka erkekle nikahlanmadıkça ona helâl olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın sınırlarını ayakta tutacak­larını sanıyorlarsa ilk koca ile bir araya gelmelerine onlara bir günah yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah bu sınırları bilen bir kavim için açıklar."

Kadın kendisini bir başka erkekle nikahlayıncaya kadar ilk kocasına helâl olmaz. Demek ki diyor Hanefi fakihleri kadın kendi başına evlenme yetkisine sahiptir. Şafii Fıkhına göre ise evlendiremez, mutlaka kadının velisinin olması gerekliliğini şart koşarlar. Bu hüküm birçok veli tarafın­dan istismar edilmiştir, çünkü veli olmadan Şafiilere göre nikah geçerli olmaz. Ama Hanefi Fıkhının getirdiği kolaylık sayesinde mesela imansız anne ve babası olan iki üniversiteli Müslüman genç bir hocaya giderek nikah kıydirabilmektedirler ve bu da geçerlidir.

Yeniden hülle meselesine dönersek; Peygamber Efendimiz zamanın­da, adı cemile olan bir sahabi kadın gelerek diyor ki Ya Resulallah ben kocamdan boşandım sonra da bir adamla evlendim şimdi onunla da boşa­nıp eski kocama dönebilir miyim? Peygamberimiz sormuşlar; bu yeni kocanla hiç birlikte oldunuz mu, cinsi münasebette bulundunuz mu? Ha­yır diyor sahabi kadın. Peygamberimiz de olmaz, ille de birlikte yatma­nız, cinsi münasebette bulunmanız gereklidir buyuruyor. Hatta aynen ha­disi şerifi terceme edersek Efendimiz «kocan senin balcağizından, sen de kocanın balcağızından tatmadan boşanamazsımz» diyor.... Demek ki ha­nımlarımıza iyi sahip olacağız, kolay kolay boşama yoluna gitmeyeceğiz ve Allah'ın onları bize bir emanet olarak verdiğini kabul ederek, dünya­nın en değerli şeyi olarak kabul edeceğiz. İslam Hukukuna göre kadının bırakınız kendisini, zülfünün bir tek teli terazinin kefesine konsa, öbür kefesine de dünyanın bütün altını, gümüşü, doları, petrolü konulsa kadı­nın bir tek zülfünün teli daha ağır basar..... İşte biz Müslümanlar bunu ci­hana duyurabilsek, şu kadın hakları diyen kadınlara duyurabilsek sadece yeminle söylüyorum ki birçoğu İslam'a iltica edecekler, fıtratlarına döne­ceklerdir.

Bakara / 228

228-Boşanmış kadınlar, evlenmeksizin üç ay hali boyunca bekleyeceklerdir: Çünkü eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorlarsa, Allah'ın rahimlerinde yarattıklarını gizlemeleri meşru değildir. Ve bu süre zarfında barışmak isterlerse, kocalarının onları kabul etmeye öncelikle hakları vardır; ama adalet ölçülerine göre, kadınların [kocaları üzerindeki] hakları, [kocaların] onlar üzerindeki haklarına eşittir, ancak erkekler [bu konuda] onlar üzerinde öncelik sahibidirler. Ve Allah kudret ve hikmet sahibidir.

Bu bekleme döneminin asıl amacı, muhtemel hamileliğin ve bu suretle henüz doğmamış çocuğun ebeveyninin belirlenmesidir. Ayrıca, bu yolla karı-kocaya kararlarını yeniden gözden geçirme fırsatı ve böylece evliliği devam ettirebilme imkanı verilmiş olmaktadır.

Bekleme süresinin (iddet) bitiminden önce, koca, bu geçici boşanmadan vazgeçme arzusunu beyan etse de, boşanmış kadın, evlilik ilişkisinin yeniden kurulmasını reddetme hakkına sahiptir. Ancak, ailenin nafakasından koca sorumlu olduğu için, geçici boşanmanın iptali konusunda ilk tercih hakkı ona aittir.
Ebu Haııife ve Ahmed b. Hanbel´in tercih edilen görüşüne göre âyette ge­çen kelimesinden maksat, "Hayız" halidir. Bunlara göre âyetin mânâsından şü hükümler çıkarılır: Kadın temiz iken boşanır, âdet görür temizle­nir, tekrar âdet görür temizlenir, tekrar âdet görür temizlenirse iddeti bitmiş olur. Şayet erkek hanımını bir veya iki ric´î talakla boşamış olursa ve hanımına tekrar dönmek isterse üçüncü hayız görmesinin içinde bu kararını açıklaması gerekir. Şayet açıklamaz da üçüncü hayız da bitecek olursa artık erkek hanımına dönme hakkını kaybeder. Artık dönüp dönmeme kararı kadına aittir. Bunlar bu görüşlerine delil olarak Resulullahm şu hadis-i şerifini zikretmişlerdir. Resulullah, kendisinden devamlı olarak kan gelen bir kadına: "Kur´u günlerinde namazı bırak. Bunlar bitince yıkan, namazını kıl ve her vakit için abdest al." buyurmuş­tur.

İmam Şafıiye, İmam Mâlike ve İmam Ahmed b. Hanbclden rivayet edi­len ikinci bir görüşe göre âyetteki "Kum" kelimesinden maksat "Hayızdan te-mizlenmek"tir. Bunlara göre kadın temiz iken boşanır. Âdet görür temizlenir, tekrar âdet görür temizlenirse bu temizliğinin bitmesiyle iddeti bitmiş olur. Çünkü içinde boşandığı birinci temizlik te hesaba dahildir. Bu görüşte olanlar delil olarak şu âyeti zikretmişlerdir; [54]Ey Peygamber, kadınları boşamak is­tediğiniz zaman iddetleri içinde boşayın..."Görüldüğü gibi âyet-i celile-de, kadınların, iddetleri içinde boşanılması emredilmektedir. Kadınların boşan­ması temiz iken başladığına göre, üç temizlik bitince iddetleri bitmiş olur. Bura­dan da anlaşılıyor ki "Kuru"dan maksat "Temizlik"tir.

Âyet-i kerimede: "Eğer Allaha ve âhiret gününe iman ediyorlarsa, Al-lahın, rahimlerinde yarattığı şeyi gizlemeleri kendileri için helal değildir." buyurulmaktadır. Müfessirler, bu âyette, kadınların rahimlerinde gizlememeleri emredilen şeyden neyin kastedildiği hakkında farklı görüşler zikretmişlerdir.

a- Zühri, İbrahim en-Nehai ve İkrimeye göre burada kadınlara, rahimle­rinde gizlememeleri emredilen şeydan maksat, hayızdır. Boşanan kadınlar, Alla-hın, rahimlerinde yarattığı hayız hallerini, kendilerini boşayan kocalarından giz­lemeleri helal değildir. Zira bu yolla, boşamadan sonra karısına dönme hakkı bulunan kocanın bu hakkı kaybedilmiş olur. Mesela: Karısını bir veya iki ric´î talakla boşamış olan erkek, karısının iki âdet görmesinden sonra ve üçüncü âdetinden önce tekrar ona dönmesini istemesi halinde kadın yalancı olarak: "Ben üçüncü âdetimi gördüm." deyip kocasının kendisine dönmesini engelleme­si haramdır.

b- Abdullah b. Ömer, Mücahid, Rebi´ b. Enes, İbn-i Zeyd ve Delıhaka gö­re Allah tealamn bu âyette, kadınlara gizlemelerini yasakladığı rahimlerindeki şeyden maksat, hem hamilelik durumları hem de âdet görmeleridir. Kadınların bu iki hallerini gizlemeleri haramdır.

c- Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas ve İkrimeye göre, kadınların rahimlerindeki hamileliği gizlemelerinin yasaklanış sebebi, kendilerini boşayan kocalarının, hamile oldukları zamanda kendilerine tekrar dönmelerine engel ol­malarıdır. Bu hususta Ali b. Ebu Talha, Abdullah b. Abbasın şunu söylediğini rivayet etmiştir: Eğer bir kişi karısını bir veya iki talakla boşayacak olur da karı­sı da hamile olursa, doğum yapmadıkça ona tekrar dönmeye kocası daha layık­tır.

Âyet-i kerimede: "Kocaları sulh olmak isterlerse, iddet müddeti için­de onları geri almakta daha çok hak sahibidirler." Duyurulmaktadır. Bu ifa­denin izahı şöyledir: Karısını bir veya iki talakla boşayan erkek, karısı ickiet beklediği sırada veya hamilelik esnasında onu tekrar kendine kabul edip zevce yapmaya başkalanndan daha layıktır. Bu hususta Abdullah b. Abbas şöyle de­miştir: Bir adam kansını bir veya iki talakla boşar kanst da hamile olur ise o adamın, kansını tekrar geri almaya daha çok hakkı vardır, yeter ki doğum yap­mış olmasın."

Âyet-i kerimede: "Örfe göre kadınların vazifeleri kadar haklan da vardır." Duyurulmaktadır. Bu ifade iki şekilde izah edilmiştir:

a- Dehhak ve İba-i Zeyd bu ifadeyi şöyle izah etmişlerdir: Kadınların, kocalarına karşı, Allanın kendilerine farz kılmış olduğu itaat etme vazife ve yü­kümlülükleri olduğu gibi onların, kocalarının üzerinde, hoş sohbette bulunma ve örfe göre iyi "davranma haklan da vardır.

b- Abdullah b. Abbas ise âyetin bu bölümünü şöyle izah etmiştir: "Ka­dınların, kocalarına karşı temizlenip süslenme yükümlülükleri olduğu gibi koca­larının da karılanna karşı ayrı yükümlülükleri vardır. Bu hususta Abdullah b. Abbasın şöyle dediği rivayet edilmektedir: Hanımımın bana karşı süslenmesini sevdiğim gibi benim de hanımıma karşı süslenmemi severim. Çünkü Allah teala buyunnuştur ki: "Örfe göre kadınların vazifeleri kadar hakları da vardır."

Âyet-i kerimede: "Erkekler kadınlardan bir derece daha üstündür." buyurulmaktadır. Burada zikredilen üstünlük derecesinden neyin kastedildiği hakkında müfessirler çeşitli görüşler zikretmişlerdir:

a- Mücahid ve Katadeye göre, burada zikredilen, erkeklerin kadınlardan üstün olduğu dereceden maksat, Allah tealanın, miras, cihad vb. şeylerde erkek­lere verdiği üstünlüktür.

b- Abdullah b. Abbasa göre burada zikredilen erkeğin üstünlüğünden maksat, onun, karısının üzerinde olan bir kısım haklarını tam olarak almaktan vaz geçmesi ve kadının kendi üzerindeki bütün haklarını ona vermesidir. Bu hu­susta Abdullah b. Abbasin şöyle dediği rivayet edilmektedir. "Ben, hanımım üzerinde bulunan bütün haklarımı almak istemem Zira Allah teala: "ftrkcklcr kadınlardan bir derece üstündürler." buyurmuştur."

Taberi diyor ki: "Bu görüşlerden âyetin tefsirine daha uygun olanı, Ab­dullah b. Abbasın görüşüdür. Yani buradaki dereceden maksat, erkeğin karısı üzerindeki haklarına karşı bağışlayıcı ve hoşgörülü olması ve onların bir kıs­mından vazgeçmiş olmasıdır. Zira Allah teala bu dereceyi erkek ve kadından herbirinin diğeri üzerindeki haklarını zikrettikten sonra beyan etmiştir. Bu dere­cenin de bu haklarla ilgili olması daha uygundur. Bu da erkeğin, kadının üzerin­deki haklarını kullanırken ona karşı müsamahalı davranmasında görülür. Taberi sözlerine devamla diyor ki: "Her ne kadar: "Erkekler kadınlardan bir derece da­ha üstündür." ifadesi bir haber mahiyetinde ise de manen, erkeklere, bu üstün­lüklerinin gereği gibi davranmaları emredilmektedir."

Âyet-i kerimenin sonunda: "Allah her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir." buyumlmaktadir. Bu ifadenin mânâsı şudur: Allah teala, hayızlı iken kadınlarına yaklaşarak veya iyilik yapmamak için Allaha yemini kendileri­ne siper edinerek yahut karısına yaklaşmayacağına dair yemin edip ona zarar vererek Allanın hudutlarını aşan erkeklerden ve rahimlerinde bulunan durumu gizleyip kocalarına zarar vererek Allanın koyduğu sınırları aşan kadınlardan in­tikam almakta her şeye galiptir. Bunları cezalandırmasına kimse engel olamaz. Verdiği bütün hükümlerde mutlak bir hikmet sahibidir." Âyet-i kerimenin bu şekilde bitmesinin hikmeti, Allah tealanın bundan önceki âyetlerde bir kısım emir ve yasaklar koyması ve bu emir ve yasaklara uymayanları tehdit etmesidir.

26 Haziran 2009 Cuma

Bakara; 224,225,226,227

(224) "İyilik yapmanız, (kötülükten ) sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için Allah'ı yeminlerinizden dolayı engel yapma­yın. Allah işiticidir, bilicidir."

"Vallahi anamla bundan sonra konuşmayacağım, billahi babamla bundan gayri görüşmeyeceğim, tallahi bundan sonra senin evine gelme­yeceğim" gibi şeyler söylemeyin, yemin etmeyin. Çünkü burada bir hayrı engelleme bir ziyaretleşmeyi kesme olayı var ve bunun delili olarak da engeli olarak da Allah'ı koyuyorsunuz, çünkü Allah adına yemin ettiniz... Rabbim sakın böyle birşey yapmayın diyor.

"Allah herşeyi işitendir, Allah herşeyi bilendir." Diyelim ki, bu yap­mamanız gereken yeminleri yaptınız. "Kardeşimle konuşmamaya, Valla­hi de, Billahi de, Tallahi de hatta evine bile gelmeyeceğime yemin ettim." Bu yemin bozulur mu? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bildirir ki bu yemin bozulur bozulması hayırlıdır. Nasıl olacak bu? Yemininiz bozacak, kefaretinizi vereceksiniz ve sanki hiç yemin etmemiş gibi hayatınıza devam edeceksiniz. Allah (c.c.) yeminlerin ahkamını bizlere Maide Suresi 89. ayet'inde bildirmiş.


(225) "Allah sizi yeminlerinizdeki boş sözlerden dolayı sorumlu tutmaz. Ancak, kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, Halimdir."

Yeminlerinizdeki lağv yemininden dolayı Allah sizi Ahirette hesaba çekmez.

Ancak, kalplerinizin kazandığından dolayı hesaba çeker, yani iç ni­yetiniz esastır burada, söyleme kastınız dikkate alınır. Allah affedicidir, Allah ilim sahibidir.

Hanefi Fakihleri yemini 3'e ayırırlar: Yemin-i Lağv, Yemin-i Gamus, Yemin-i Münakıd....

Birşey sizin bildiğiniz gibi değildir, ama mesela siz o olayı öyle zan­nettiğiniz halde başka türlüdür ve siz bu olay böyledir, şöyledir diye ye­min ettiniz, yani bir şey sizin bildiğiniz gibi olmadığı halde siz öyle oldu­ğunu zannederek yemin ediyorsunuz, işte bunun için yapılan yemine ye­min-i lağv deniliyor. İşte Rabbim sizleri bu yanlış zannınııza dayanarak yaptığınız yeminden dolayı hesaba çekmeyecektir.

Ama yemin-i münakide dediğimiz yemin şekli böyle değildir. Çünkü bu yemin türünde vallahi şöyle yapacağım, böyle yapmayacağım vs. şek­linde geleceğe dair yemin ediyorsunuz, bu yemininizi ifa etmez, yerine getirmezseniz, bundan dolayı hesaba çekileceksiniz. Ama eğer yemini yapmamanız, yerine getirmemeniz yapmanızdan daha hayırlı ise hadis-i şerifte yeminin bozularak kefaret verilmesi tavsiye olunuyor, nitekim ayette de Rabbimiz "Allah'ı yeminlerinizden dolayı engel yapmayın."[86] buyuruyor. Mesela anamla babamla konuşmayacağım, şu müslümana gitmeyeceğim, gelmeyeceğim diye yemin etmişsek hemen yeminimizi bozup kefaretini verelim. Kefaretin şekli ve Ölçüsü Maide Suresi'nde gelecek. Biz burada özetleyelim: Öncelikle kefaret olarak var­sa, köle azad edilecek. Ancak günümüzde bu imkan olmadığı için ikinci seçeneğe geçiyoruz; 10 fakiri giydireceksiniz, yani elbise alacaksınız. Bunun da ölçüsü mesela bir pantolon bir gömlek bir de ceket alınacak, tabi gücünüz yeterse.... 10 fakiri giydirmeye gücünüz yetmiyorsa 10 fakiri doyuracaksınız, eğer ona da gücünüz yetmiyorsa yani en son seçenek ola­rak da 3 gün ardarda oruç tutacaksınız.


(226) "Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay beklemek vardır. Eğer dönerlerse şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir."

Bu ayet Cahiliye dönemi Araplarının bir adetine temas ediyor. Cahiliye döneminde insanlar hemen her işe yeminle başlarlardı. Hatta bize kadar ulaşan Cahiliye dönemi şairlerinin şiirlerine baktığımızda görürüz ki onlar bile şiirlerine yemin ederek başlıyorlar. Bu yemin olayı hayatla­rına o kadar sirayet etmiş ki hatta hanımına sinirlenen "seninle münase­bette bulunmayacağım, seninle aynı yatağa girmeyeceğim" diye yeminler ederlermiş. Ama tabii bu yeminlerde süre belirlemek serbestti. Yani Araplar mesela karısına ben sana 5 sene yaklaşmayacağım dediğinde ger­çekten de 5 sene yanaşmazlarmış, yani yeminlerini de tutarlarmış. Her ne kadar yemin eden adam karısıyla yatmıyorsa da başka kadınlarla ihtiyacı­nı giderdiğinden burada mağdur durumda kalanlar kadınlar olmakta idi. Boşansa kocası boşamadığından geçerli olmuyor yani çok mağdur du­rumda kalıyorlardı. İşte Adil olan Allah (c.c.) bu haksızlık ve zulmü gi­dermek için mezkur olaya bir hukuki statü getirmiş. Buna göre hanımlarıyla yatmama konusunda yemin eden kişi ne kadar süre tayin ederse et­sin, bu süre en fazla 4 ay olabilir, yani sınır 4 aydır. Bu süreyi geçemez, aşamaz. 4 ay sonunda da talak-ı bain meydana gelir. Tekrar ailevi işlerini düzenlemeleri, düzeltmeleri için kadının rızası şarttır yalnız. Yani diye­lim ki erkek yemin etti ve 4 ay karısına yanaşmadı, burada talak-ı bain meydana geliyor, bununla birlikte erkek tekrar karısına dönmek istiyor, karı koca ilişkilerinin devam etmesini istiyor, işte bu devamiyet için karı­sının erkeğini kabul etmesi şarttır, kabul ederse ailevi ilişkileri devam eder, ama kadın erkeğini kabul etmezse bu defa otomatikman boşanma meydana gelmiş olur, çünkü burada hata erkeğindir, erkek kabahatlidir. Eğer kadın erkeğini kabul etmez ve boşanma meydana gelirse bundan sonra ölene kadar dul kalmak veya başka bir erkekle evlenmek kadının seçeceği haklardandır, bu hususta şöyle şöyle yap diye kimse kadını zor­layamaz.

"Eğer dönerlerse" "Allah affedicidir, merhamet edicidir." Yani yemin edenin yeminden dönmesi tercih ediliyor. Yeminden dönsün am­ma tabii kefaretini de verecek. Buradan anlıyoruz ki İslam insanoğlunu boş bırakmamış ve ağzından çıkacak her söze dikkat etmesini istemiştir.

İnsan her şeyi söylemeyecek, vaad etmeyecek, vaad ettiyse ya yerine ge­tirecek veya kefaretini verecek, vaadinden dönerse bu münafıklık ala­metlerinden birisi olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte iyilikleri yapmama, iyiliklere engel olma konusunda yemin varsa bunun bozulması, yani bu vaadin yerine getirilmemesi daha evla, daha iyidir. Bu yeminler­den mutlaka dönmelidir.


(227) "Eğer boşanmaya karar verirlerse şüphesiz Allah işiticidir, bilicidir," Yani Allah herşeyi bilendir.

Bu ve bundan sonra Allah (c.c.) 226-238 ayetler arası ki yaklaşık 3 sayfayı olduğu gibi boşanma konusuna ayırmış. Peygamber Efendimiz (a.s.v.) bir hadis-i şeriflerinde "Allah katında helâl olanların en sevimsizi boşamaktır." buyuruyor. Yani boşanma helâl olmasına helâldir ama Al­lah'ın hoşlanmadığı bir olaydır. Zaten iyi dikkat edersek Ayet-i Kerime de bize boşamamayı emretmektedir aslında.....

Nisa Suresinin 34. Ayetinde "Eğer kadınlar size karşı isyan etmiyor­larsa, namusunuzu lekelemiyorlarsa, onları boşamak için yol aramayın, boşama tarafına gitmeyin." diye emrediliyor. "Hoşunuza gitmemiş olsa bile beraber kalmanız ilerde Allah katında çok iyi hayırlara vesile olabi­lir." Allah, bu sabrınızdan dolayı,ilerde o çekilmez olan aile hayatınızı döndürüp, herkesin özendiği bir hayata çevirebilir. Demek ki kolay kolay boşama yoluna gitmememizi öğütlüyor Allah (c.c).

Günümüzde kafirlerin dinimize en çok saldırdığı, sataştığı konular­dan biri de boşama konusudur: Diyorlar ki efendim islamda erkek boş ol dediği zaman kadın boş oluyor, kadın hakları ihlal ediliyor, böyle şey ol­maz!... Kadının bütün hayatı ve geleceği erkeğin iki dudağının arasında böyle adalet olmaz! diyorlar. Gelin görünki bunu söyleyen imansız kesi­min yetiştirdiği, 50-60 senedir yetiştirmeye çalıştığı bir toplum var: Eline diline gönlüne sahip olmayı bilmeyen bir toplum. Bu imansızlar kendi yetiştirdiği ve eline diline sahip olmayan bu toplumun erkeklerini göz önüne alarak kadınların haklarını bu erkeklere bırakamayız diyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse biz de yani İslam da kadınların haklarını bu eline diline, gönlüne sahip olmayan erkeklere verecek değil...İs­lam'ın bu hakları verdiği erkekler, İslam düzeninde islam ahlakıyla yetiş­miş olan erkeklerdir. îslami bir toplumda, İslam'ın terbiyesiyle yetişen bir erkek Allah'ın emaneti olarak aldığı eşini iki dudağın arasındaki kelime­lerin insafına bırakmaz. Nitekim yetkili merciler bile-batı kanunları ile yönetilmemize rağmen- batılı kanunlarla yönetilen ülkeler arasında en az boşanmanın ülkemizde olduğunu ve bunun neticesinin de halkın Müslü­man olmasından kaynaklandığını ifade etmektedirler. Yani Elhamdülillah , halkımıza 60 yılı aşkın bir zamandır unutturulmaya çalışılan İslam Dini henüz halkımızın gönlünden ve hayatından silinmiş değildir, tam tersine iyice hayatına girmeye başlamıştır. Tüm bunlardan başka gidip adalet da­irelerindeki dosyalar arasında bir anket yapılsa görülecektir ki boşanmak için müracaat edenlerin ekserisi namaz ve orucuna dikkat etmeyen, imanı zayıf insanlardır. Yani İslami bir devletin varlığının olmadığı bir ülke de, sistemde bile Müslümanlar iyi-kötü, yanlış-doğru imansız kesime göre daha şahsiyetli bir hayat sürmekteler.

25 Haziran 2009 Perşembe

Bakara; 222,223

222-Sana [kadınların] ay halleri hakkında soruyorlar. De ki: “O bir zayıflık halidir. Bu yüzden, ay hali sırasında kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın; temizlendiklerinde ise Allah'ın emrettiği şekilde onlara yaklaşın.”Doğrusu, Allah pişmanlıkla kendisine yönelenleri ve özlerini temiz tutanları sever.

Katade ve Rebi´ b. Enese göre sahabilerin bunu Resulullahtan sormala­rının sebebi, bu âyet inmeden önce insanların, âdet gören hanımlanyla âdet ha­lindeyken aynı evde kalmamaları ve onlarla birlikte yeyip içmemeleridir. Onla­rın bu sorusu üzerine Allah teala bildirmiş oldu ki, adetli olan kadınların adetli hallerinde onlarla sadece cima etmek yasaktır. Onlarla birlikte oturup kalkmakta ve yeyip içmekte herhangi bir sakınca yoktur.

Enes b. Mâlik diyor ki: "Yahudiler, kadın hayızlı iken onunla birlikte bir şey yemiyor, içmiyor ve onunla evde oturmuyorlardı. Sahabiler Resulullahtan bunu sordular ve bunun üzerine Allah teala: SANA [kadınların] ay halleri hakkında soruyorlar. De ki: “O bir zayıflık halidir. Bu yüzden, ay hali sırasında kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın; temizlendiklerinde ise Allah'ın emrettiği şekilde onlara yaklaşın.” 209 Doğrusu, Allah pişmanlıkla kendisine yönelenleri 210 ve özlerini temiz tutanları sever.âyetim indirdi. Resulullah da insanlara "Âdet halindeki kadınlarla cinsi münasebet dışında her şeyi yapın." buyurdu.

Mücahidden nakledilen diğer bir görüşe göre, sahabilerin, âdet halinde bulunan kadınlardan sormalarının sebebi şu idi. İnsanlar, kadınlar adetli iken onlara âdetü olan ön taraflarını bırakıp arkadan yaklaşıyorlardı. İşte bunun üze­rine Allah teala, insanlara, hayızlı iken kadınlarına yaklaşmamalarını, onlara an­cak hayızdan temizlendikten sonra ve ön taraflarından yaklaşabileceklerini be­yan etti ve arkadan yaklaşmalarını haranı kıldı.

Nüdbe diyor ki: "Beni, ya Meymune.bint-i Haris veya Hafsa bint-i Ömer Abdullah b. Abbasın hanımına gönderdi. Ben, Abdullah b. Abbasın hanımının döşeğinin, Abdullah b. Abbasın döşeğinden ayrı olduğunu gördüm. Bunların, birbirlerinden uzak durmalarından dolayı böyle yaptıklarını zannettim. Abdul­lah b. Abbasın hanımına, kendi döşeği ile kocasının döşeğinin ayrı olmasının sebebini sordum. O da bana dedi ki: "Ben adetliyim. Adetli olduğum zaman dö­şeğimi ayınnm." Geri dönüp meselyi Meymuneye veya Hafsaya anlattım. O be­ni tekrar Abdullah b. Abbasa gönderdi. Ona şunları söylememi istedi: "Annen (müminlerin annesi) sana diyor ki: "Yoksa sen Resulullahm sünnetinden yüz mü çevirdin? Allaha yemin olsun ki Resulullah, hanımlarından biri hayızlı iken onunla bir yatakta yatardı. İkisinin arasında, dizlerine kadar örten elbiseden baş­ka bir şey yoktu."


223-Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Kendiniz için ilerisini düşünerek hazırlık yapın. Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve bilin ki O'na mutlaka kavuşacaksınız. Ve sen de (Ey Peygamber,) imana erişenleri müjdele.

Kadınlarınız sizin, çocuklarınızı yetiştirdiğiniz tarlanızdır. O halde kadın­larınıza normal cins-i temas yolundan olmak şartıyla, istediğiniz gibi ve istediği­niz taraftan cinsi münasebette bulunun. Kendinize âhiret için salih ameller ha­zırlayın. Ve Allanın koymuş olduğu hudutları aşmak ve isyana yaklaşmaktan korkun. Bilin ki âhirette ona kavuşacaksınız. O size, amellerinizin karşılığım verecektir. Ey Muhammed, kıyamette kurtulacakları ve cennette ebedi kalacak­ları hususunda müminleri müjdele.

Abdurrahman b. Sabit diyor ki:

"Ben, Abdurrahmanin kızı H af sanın yanına vardım ve dedim ki: "Ben senden bir şey soracağım amma onu sormaktan utanıyorum." Hafsa dedi ki; "Ey kardeşimin oğlu utanma." Ben de: "Sorum, kadınlara tabii yoldan olmak üzere arkadan yaklaşmaktfr." dedim. Hafsa dedi ki: "Ümmü Seleme bana anlattı ki Ensar, kadınları yüzükoyun yatırarak onlara yaklaşmazlardı. Zira Yahudiler: "Kim karısını yüzükoyun yatırarak ona yaklaşırsa çocuğu şaşı olur." diyorlardı. Muhacirler Medineye gelince Ensardan kadınlarla, evlendiler, Oniar, hanımlarını yüzükoyun yatırarak yaklaşmak istediler. Bir kadın bu hususta kocasının isteği­ni reddetti ve ona dedi ki: "Ben, Resulufİaha varıp bunu sormadıkça bunu yapa­mazsın," Kadın, Ümmü Selemenin yanına varıp meseleyi ona anlattı. Ümmü Seleme ona: "Resulullah gelinceye kadar otur bekle." dedi. Resulullah gelince de o kadın sorusunu sormaktan utandı ve dışarı çıktı. Meseleyi Resulullaha Üm­mü Seleme anlattı. Resulullah "Ensarlı kadını çağır." dedi. Ümmü Seleme kadı­nı içeri çağırdı. Resulullah da ona: "Kadınlar sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza istediğiniz şekilde yaklaşın." âyetini okudu ve "Tek yoldan." dedi.

Taberi diyor ki: "Bu görüşlerden doğru olanı, bu ifadenin mânâsının, "Kadınlarınıza dilediğiniz yönden yaklaşın." Yani, tabii yoldan olmak şartıyla kadınlarınıza otururken, ayakta iken, yatarken, eğilirken, ön taraftan, arka taraf­tan yaklaşın." diyen görüştür. Taberi sözlerine devamla ve özetle şunları zikret­miştir: "Burada geçen kelimesi Arapçada bir şeyin yönü ve yolunu sor­ma edatıdır. Nitekim Hz. Zekeriyya da bu edatı kullanarak Meryeme gelen ye­meklerin hangi yönden ve hangi yolla geldiğini sormuş Meryem de ona: Allah tarafından geldiğini söylemiştir. Olayı anlatan âyette şöyle buyuruiuyor: "Zeke­riyya Meryemin bulunduğu mihraba her girdiğinde onun yanında rızık buldu. Bu sana nereden ey Meryem?" dedi. Meryem de ona: "Allah tarafmdandır." dedi. [40] Her ne kadar, bir şeyin yönünü sorma edatı olan kelimesinin mânâsı ile bir şeyin yerini sorma edatı olan "Nerede" kelimesinin mânâsı ve bir şeyin durumunu sonu a edatı olan "Nasıl" kelimesinin mânâsı birbirine yakın iseler de aslında bunlar farklı şeylerdir. Fakat bunlann-birbirlerine yakın olmaları, inüfessirlerin bunları birbirlerine kandırmalarına se­bep olmuş ve bu âyette zikredilen kelimesini bazıları bazılan hatta bazıları da ne zaman" mânâlarında izah etmişlerdir. Hal­buki bu kelimelerin farklı oluşları bunlarla sorulan sorulara verilen cevaplarla ortaya çıkmaktadır. Mesela: "Bu mal sana hangi yönden gel­eli?" denildiğinde cevabı: "Şu ve şu yönlerden geldi." şeklinde olur. "Malın nerede?" şeklinde sorulduğunda cevabı: "Malını filan yerdedir." şeklin­de ojur. "Halin nasıl?" diye sorulduğunda cevabı "İyiyim" şeklinde olur. İşte bütün bu izahlar gösleriyorki kelimesini "Nereden" "Nasıl" ve "Ne zaman" mânâlarında izah etmek isabetli değil "Ne yönden?" şeklinde izah etmek doğrudur. Bu itibarla bu âyete dayanarak kadınlara makatlarından yakla­şılabileceğini söylemek tutarsızdır. Çünkü âyette "Kadınlara dilediğiniz yerden yaklaşın" Duyurulmuyor, "Dilediğiniz yönden yaklaşın" buyuruiuyor. Yönlerin farklı oluşu, yaklaşılacak yerin farklı oluşunu gerektirmez. Aynı yer de olabilir. Nitekim hadis-i şeritlerde, farklı yönlerden de olsa aynı yere yaklaşılması emre­dilmiştir. Bu da kadınların tabii olan cinsel organlarıdır. Aynca kadınların ma­katlarından hangi ekin (döl) beklenir ki, oraya "Tarla" densin ve kadınlara o yönden yaklaşılması emredilmiş olsun?"