1- Andolsun kuşluk vaktine
2- Andolsun sükûna erdiğinde geceye ki
3- Rabbin seni bırakmadı ve darılmadı.
Yani 3 gün vahiy kesilmiş ise, bu kesilme Allah'ın sana kızması veya Allah'ın seni terk etmesi anlamında değildir. Burası bize anlatılacak ama ondan önce; Allah (c.c) yeminle başlıyor.
Yemin için, Niye gecenin en sessiz ve karanlık zamanı "Kuşluk Vakti" seçilmiş? Zulmün de bir sınırı vardır. Yani aşağılara doğru indiği, karanlığının katılaştığı bir anı vardır. Aydınlığın da bir sınırı vardır. Gündüzün en parlak anı kuşluk vakti imiş. Geceyi karartan Allah (c.c), gündüzü aydınlatan Allah (c.c).
Peygamberimize de bir mesaj var burda. Bunların küfrü ne kadar kaim ve kara olursa olsun, geceyi aydınlatan Allah, güneşle ısıtan ve ısıtan Allah, senin getirdiğin bu nur ile onların karanlığını da aydınlatır.
Gecenin karanlığı bir müddet hakim olsa da, senin ardından getirdiğin güneşin gelişi gibi toplumu aydınlatacaktır. Biz de günümüzde bütün dünyadaki özellikle bilgili siyaset yapan batı da ve doğudaki insanların birleşmiş Milletlerde, Natoda ve diğer kuruluşlarda bütün güçlerini İslâm'a karşı yöneltmesi müslümanlarm zafere doğru yürümelerinin alametidir. Neden? Eğer bizde bir bereket bir hareket görmemiş olsalardı, ellerindeki bu kadar askeri ve siyasi güce rağmen, bir devletin . gücü yetecek iken (bu kendilerinin ifadesidir) hepsinin birleşmesi Korkmalarının ifadesidir. Öyle olunca, karanlık gece gibi hepsi küfrünü bir 'araya getirseler Allah (c.c) bir güneşi doğdurmakla onların karanlıklarını boğuverir.
Biz Allah'a yöneleceğiz, biz imansızların bizden alakayı kesmesine değil, Allah'ın bizden alakayı kesmesine üzüleceğiz. Allah bizi terk etmesin yeter. Biz de o rahmet peygamberinin izinden gidecek olursak, ahlakımız O'nun ahlakı gibi olacak olursa, Kur'ân'la alakamızı 3 günlüğüne dahi kesmeyecek olursak, Allah (c.c) bu ümmeti de bırakmayacaktır. Allah bu ümmete de kızmayacaktır. Allah'ın rahmetini çekmenin en kestirme yolu da O'nun kitabını çokça okumaktan geçiyor.
Peygamber Efendimize sorulmuş; "Ya Rasulallah! En efdal ibadet hangisidir?" Peygamberimiz cevap veriyor; "Namaz içerisinde Kur'ân okumaktır." Namaz içerisinde Kur'ân okumak, namazın dışında Kur'ân okumaktan efdaldir. Namazın dışında Kur'ân okumak, teşbih ve tekbir getirmekten efdaldir.Bu teşbih çekilmeyecek anlamında değildir. Namazlarımızdan sonra teşbihlerimize devam edeceğiz.
4- Son (ahiret) senin için önden (dünyadan) daha hayırlıdır.
Rabbim Peygamberimize müjde veriyor; yarının bu gününden daha hayırlı olacak. Sonun evvelinden hayırlı olacak. Yani, "Ya Muhammed! (s.a.v); sıkıntılı günler geçiriyorsun, arkadaşlarına zulmediliyor, sana hakaret ediliyor, hafife alınıyorsun deli diye arkandan bağırıyorlar. Seni ekonomik baskı altında tutuyorlar, psikolojik baskı altında tutuyorlar, iftiralar atıyorlar, ama iyi bilki sonun önünden daha hayırlı olacak. Allah (c.c.) sana ileri de çok güzel günler gösterecek, çok hayırlı işler yapacaksın. Bu topluma çok büyük hizmetler yapacaksın." diye müjdeler ver riyor Allah (c.c).
Ahiretin dünyadan hayırlı olacak. Dünyada peygamberlik risalet ve yönetim verilmiş Peygamber Efendimize (s.a.v). Ama O hep vefatı anında bile Allah'ın kendisine hazırladığı O yüce makamı istiyor. Dünyada yaşıyor ama hep Refiku'l-A'layı istiyor.
5- Yakında Rabbîn sana verecek ve sen razi olacaksın.
Bu ayetler iki şekilde anlaşılabilir. Bu dünyada öyle şeyler verecek ki, sen bunlara sevineceksin, hoşnut olacaksın, gönlün hoş olacak.
Allah'ın o sevgili Rasulü bakmış Mekke'de en etkili iki insan var. Birisi Ebu Cehil, birisi Ömer. Efendimiz dua ediyor; "Allah'ım Ömer veya Ebu Cehille müslümanlan kuvvetlendir." buyurmuş. Arkasından bir çok istekleri var. Ya Rabbi, filanı da, filanı da İslam'a kazandır diye istekte bulunuyor. Allah (c.c) da; "Mutlaka, yakında Allah (c.c) sana verecek verdiğinden de sen razı olacaksın." diyor.
Allah (cc), vermiş de, Mekkeyi vermiş, Medineyi vermiş ve Arab Yarımadasının tamamını vermiş. Peygamberimizin bir duası var; "Ya Rabbi! Cehennemde bir mü'min kaldığı sürece razı olmayacağım" diyor. Rabbîm bu ayetinde açık çek veriyor; "Muhakkak Rabbin sana verecek ve seni razı edecek."
Hz. Ali Irak'taki müslümanlara sormuş. "Kur'ân-ı Kerim'de insana en çok ümit veren ayet hangisidir?" Ben de bu ayetin tefsirini okuyuncaya kadar diğer ayeti biliyordum: O ayette şu: "Ey kendi nefislerine canlarına yazık eden kullarım. Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz." Iraklılar da bu ayet diye cevap vermişler. Hz. Ali (r.a) de-mişki, doğru, O da ümit veren bir ayettir ama; Duha Suresinin bu beşinci ayeti ondan daha fazla ümit verir." O Allah'ın Rasulü isteyecek ve Allah (c.c) da O'nun istediğini verecek.
Peygamber (s.a.v)'de; -bu ayetin tefsirinde rivayet edilmiş- "Ya Rabbi ümmetimden bir tek kişi cehennemde kaldığı sürece ben razı olmam, gönlüm rahat etmez." diyecektir. Ve Rabbim de ona verecektir. Cennete gitmenin kestirme yolu Allah'a kul, Resulüne ümmet olmaktan geçiyor. Eğer Peygamberimize (s.a.v) ümmet olmayı başarabilirsek, Cenneti de başarmışız demektir.
Bu sureden itibaren, sure okunup diğer sureye geçmeden tekbir getirilir. Neden? Peygamberimiz, Duha Suresi kendisine nazil olunca se-vinivermiş. Rabbinden 3 gün ayet gelmeyince daralmış Peygamber Efendimiz. Sure Cebrail tarafından kendisine okunup kendiside bu sureyi okuyup bitirdiğinde sevincinden Allah'u Ekber demiştir. Hafızlarımızın bu sureleri okurken tekbir getirmeleri, Peygamberimizin sevinci bize nakletmeleridir. Biz de sevineceğiz. Çünkü bu. sûre, sevinç dolu, ümit doludur.
6- Seni yetim olarak bulup barındırmadı mı?
Allah (c.c.) bu ayette Peygamberine verdiklerini hatırlatıyor. Onu hiç yahnız bırakmadığını hatırlatıyor. Annesinin karnında 6 aylık iken babası vefat ediyor Peygamber Efendimizin, Annesinin kucağında büyüyor. 6 yaşma geldiğinde annesi de vefat ediyor. Dedesi Abdulmuttalibin yanında kalıyor. 8 yaşma geldiğinde dedesi de vefat ediyor, çok sevdiği amcası Ebu Talib O'nu himayesine alıyor. Baba şefkatiyle Peygamberimizi seviyor, okşuyor, bağrına basıyor, diğer çocuklarından hiç ayırt etmediği gibi hatta biraz daha fazla seviyor. Bu sevgiyi veren Allah (c.c)'dır.
7- Seni kaybolmuş bulup yol göstermedi mi?
Ta İbrahim (a.s)'dan beri yanlış da olsa Mekke müşrik Arap toplumunda bir Allah inancı var. Peygamber Efendimiz de Allah O'nu koruduğundan dolayı fıtraten putlardan nefret ediyor. Kötülükleri sevmiyor, Peygamber olmadan önce haram işlememiş, zina etmemiş, içki içmemiş. Allah O'nu korumuş. Bir ay toplumdan uzaklaşıyor ve orada kendine göre tefekküre dalıyor. Böyle bir ortamda Peygamber Efendimiz bir çıkış yolu arıyor. Ama yok. "Seni ne yapacağını bilmez bir halde iken Rabbin buldu ve sana yol gösterdi." diyor Allah (c.c). Yani bu insanların yaptıkları kötü. Peki ama bu kötülüğü önlemenin yolu ne? Yolun en doğrusu ne? İşte sen böyle bir şaşkınlık içerisinde iken, Rabbin seni aldı ve en doğruya götürdü yani İslâm hidayetini verdi.
Ayrıca "Daallen" kelimesi arabın dilinde çölün ortasında yeşermiş ve yapa yalnız kalmış bir ağaç için de kullanılırmış. Sonu gelmez bir çöl var ve çölün ortasında yemyeşil bir ağaç. Bir su birikintisi ve onun yanında bir ağaç. O ağaç bir ağaç büyüklüğündeki altundan değerlidir çöldeki adam için. Yapayalnızdır ağaç. Yalnızlığın verdiği bir vahşette vardır.
İşte Peygamber Efendimiz (s.a.v) böyle tertemiz düşünürken ve bu insanları kurtarmak için çareler ararken, o toplumun içerisinde yalnız kalmış bir ağaç gibidir. Ancak O'nun yanına, yemyeşil bir ağaç gibi iman etmiş Hz. Hatice (r.anha), sonra Hz. Ali (r.a), Hz. Zeyd, Hz. Ebu Bekir ve diğerleri gelmiş. Böylece bir arslanlar ormanı oluşmuştur. Onlar çölü yeşertmişlerdir.
8- Seni fakir bulup zengin etmedi mi?
Peygamber Efendimiz yetim olarak büyüdü. Hz. Hatice validemizle iş ortaklığı kurdu. Sonra onunla evlendi. Beraber kazandıkları ve bir de Hz. Hatice validemizin sahip olduğu malla maddi olarak zengin oldu. Ama kendisine Peygamberlik verildiği andan itibaren cömertliğine bir kat daha cömertlik katıyor ve Hz. Hatice validemizle mallarını Allah yolunda harcayıvermişler.
Bu ayet iki türlü anlaşılabilir. İslama girmekle gönül zenginliğinde de bir artma meydana geldi. Peygamber Efendimizin hadislerinden ifade edildiği gibi zaten en büyük zenginlik gönül zenginliğidir. Eğer bir insan gönül zenginliğine ermemişse dünyanın bütün serveti kendisinin olsa, diğer bir dünyayı ister. Ayakkabı dar olunca, ovanın genişliğinin ayağa faydası yoktur.
9- Öyle ise sakın yetime zulmetme
10- İsteyeni sakın azarlama
İsteyenden kasıt, maddi olarak bir şeyler isteyen, para isteyen, giyecek, içecek isteyeni de geri çevirme azarlama ilim isteyeni de azarlama.
Adam sabah namazında çıkıp gelir, "hocam bu kitabı bana okut" diye. Öyleyse hocalarımız bu istekde bulunanları geri çevirmiyecekler. 1981 yılından beri İstanbul'dayım o yıldan beri üniversite gençliğinin hizmetine "hayır" dememeye riayet ettim. Ama o kadar çok istek oldu ki, yetişemediğimde mazeretimi mutlaka ifade ettim.
Peygamberimizin torununu överken bir şair öyle diyor; "hayatında başka'hiç birşeye "Hayır" demedi." Biz de istenenlere hayır dememeye, hizmet istendiğinde hayır dememeye kendimizi alıştıralım.
11- Amma Rabbinin nimetini daima anlat.
1- Allah'ın bize verdiği ilim nimetini anlatacağız.
2- Allah'ın bize verdiği mal nimetini dağıtacağız. .
Peygamberimiz (s.a.v) "Allah'ın verdiği zenginlik üzerinde görülsün," diyov.(Ebu Davut Libasl4) Yani giyiminde, içiminde ve etrafına yaptığın cömertliğinde görülsün, zaten "tahdis" başkasına bildirmek demektir. Bildirmenin yoluda;
1- Vermekle olur, söylemekle olur.
2- Nimet aynı zamanda Kur'ân için de kullanılmıştır. ".... Bu gün nimetimi tamamladım." buyuruyor Allah (c.c). Yani Kur'ân-ı Kerimi'ni tamamlamış.
En büyük nimetimiz Kur'ân-ı Kerimimiz'dir bizim. Yani insanlara Allah'ın kitabı Kur'ân-ı Kerim'i anlat, konuşurken Kur'andan konuş, bu nimetten onlar da faydalansınlar. Nasıl ki, soframıza diğer insanları çağırıyoruz, İslâm sofrasına da insanları çağıralım. Gıdalarımızı alıp nasıl ki dostlarımızla beraber bedenlerimizi besliyoruz, Allah'ın bütün insanlığa açmış bu Kur'ân sofrasından da bütün insanların yararlanması için onları da davet edelim, Allah'dan gelen canlarına Allah'tan gelen bu Kur'ân ayetlerini anlatıverelim.
Ayrılıktan değil, birlikten dem'vuralım. Zarardan değil, varlıktan anlatalım. Yıkmaktan değil, yapmaktan konuşalım. Hastalıklardan değil, sıhhatten afiyetten bahsedelim. Ve Allah'a çokça şükredelim.
Duha Suresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Duha Suresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Aralık 2009 Cumartesi
9 Aralık 2009 Çarşamba
Duha Suresi Meali
Giriş:
Bu sure de Mekke devrinde nazil olmuş, onbir ayettir. Allah (c.c) bir topluma nelerin daha öncelikli olarak, verilmesi gerektiğini Peygamber (a.s)'a indirdiği ayetlerle bildirmiş oluyor. Allah (c.c) bir toplumun ıslahının eğitimden geçtiğini ifade etmek üzere ilk emrinin "Oku" olduğunu ama okunması gerekenin birinci derecede kainatı yaratan Allah'ın kelamı olduğunu, sonra "yazmaya" dikkat çektiğini, daha sonra Allah'la irtibatın nasıl sağlanacağını, yani kişinin namazını kılması gerektiğini, Allah'a başkaldıran insanlara itaat, edilmemesi gerektiğini, Allah'a baş-kaldıran insanlara "yağ" dahi çekilmemesi gerektiğini, karşılıklı birbirlerini yağlamamaları gerektiğini, doğruların olduğu gibi anlatılması ve bütün insanların yanlışlarından uzaklaştırılması gerektiğini, yağ çekmenin hem kendisine hem de yanlış üzerinde olanlara zarar vereceğini, bütün bu işlemleri yaparken kişinin iç dünyasının ve dış dünyasının temizliğine dikkat etmesi gerektiğini ifade eden ayet-i kerimeler ve sure-i celi-leler ard arda inmeye devam ediyor. Bu arada da müslüman olanların sayısı Hz. Ömer'le beraber 4O'ı bulmuş.
Ama bu arada Allah (c.c) ayetlerini bir kaç gün Peygamber Efendimize indirmeyi geciktirmiş. Hikmetini bilemiyoruz. Tefsircilerimizin ifadesine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v) bçdeni olarak hastalanmıştı. Hasta olduğu günlerde, Kur'ân'ın ifadesiyle; "ağır bir yük" olan Kur'ân ayetlerinin indirilmesi geciktirildi. Yeryüzündeki topyekün insanlığın huzurunu sağlayacak, barışını getirecek topyekün insanlığa hidayet rehberi olacak Allah'ın ağır ayetleri, Peygamberimizin hasta olduğu bu dönemde biraz geciktiriliyor. Ne kadar geciktirilmiş? 3 gün, 15 gün, 40 gün diye çeşitli rivayetler var. Ancak 2 veya 3 gün gecikti rivayetleri biraz daha ağırlıklı. Ama kesin olan biraz gecikmenin olduğu. Bu sureden de anlaşılıyor.
Bu arada Mekke'li müşrikler Peygamberimize sataşmaya başlıyorlar. Başta Ebu Cehilin hanımı Ümmü Cemil. Peygamberimize 3 gün vahiy gelmeyince Mekkeli müşrikler rahatsız oluyorlar, istiyorlar ki, yeni bir ayet nazil olsun da dalga geçsinler. Bunu bekleyenler kaybediyor demektir. Peygamberimizden bir hareket, bir söz, bir mesaj bekleyen ve bu bekleyişini haince yapanlar dahi kaybederler.
Çünkü O, O'nun etkisi altına girmiştir. 3 gün Peygamberimize ayet nazil olmayınca müşrikler;-"Muhammed'in Allah'ı Muhammedi bıraktı" diye bir yaygara koparıvermişler. O güne kadar nazil olan ayetler hemen Peygamberimizin ashabına okunuyor, onlar ailelerine, ailelerde mahallelerine, nıahalledekiler de şehirlerdekilere okuyorlar, böylece bütün halk akşama kadar ayetler üzerinde konuşma yapmış oluyorlar. Aleyhde konuşanda yardım ediyor, lehde konuşanda yardım ediyor.
Önemli olan İslâm'ın konuşulmasıdır. Allah'a şükürler olsun ki, son günlerde İslâm konuşulmaya başlandı.
Böyle bir ortam da Allah (c.c) Cebrailine vahyediyor, Cebrail de Peygamber Efendimize O vahyi getiriyor ve O'na okuyor.
Mahmut Toptaş
Meal:
1. Sabahın berrak aydınlığını temsil eden kuşluk vaktini düşün,
2. karanlığın dibini bulup sakinleşen geceyi düşün
3. ki; Rabbin seni ne unuttu ne de darıldı:
4. öteki dünya senin için [hayatının] bu ilk bölümünden mutlaka daha iyi olacak!
5. Ve zamanı geldiğinde Rabbin sana [kalbinden geçeni] bağışlayacak ve seni hoşnut kılacak.
6. O seni yetim olarak bulup bir sığınak vermedi mi?
7. Ve yolunu kaybetmiş görüp seni doğru yola ulaştırmadı mı?
8. İhtiyaç içinde bulup seni tatmin etmedi mi?
9. Öyleyse yetime haksızlık yapma,
10. yardım isteyeni asla geri çevirme,
11. ve [her zaman] Rabbini(n) nimetlerini an.
Bu sure de Mekke devrinde nazil olmuş, onbir ayettir. Allah (c.c) bir topluma nelerin daha öncelikli olarak, verilmesi gerektiğini Peygamber (a.s)'a indirdiği ayetlerle bildirmiş oluyor. Allah (c.c) bir toplumun ıslahının eğitimden geçtiğini ifade etmek üzere ilk emrinin "Oku" olduğunu ama okunması gerekenin birinci derecede kainatı yaratan Allah'ın kelamı olduğunu, sonra "yazmaya" dikkat çektiğini, daha sonra Allah'la irtibatın nasıl sağlanacağını, yani kişinin namazını kılması gerektiğini, Allah'a başkaldıran insanlara itaat, edilmemesi gerektiğini, Allah'a baş-kaldıran insanlara "yağ" dahi çekilmemesi gerektiğini, karşılıklı birbirlerini yağlamamaları gerektiğini, doğruların olduğu gibi anlatılması ve bütün insanların yanlışlarından uzaklaştırılması gerektiğini, yağ çekmenin hem kendisine hem de yanlış üzerinde olanlara zarar vereceğini, bütün bu işlemleri yaparken kişinin iç dünyasının ve dış dünyasının temizliğine dikkat etmesi gerektiğini ifade eden ayet-i kerimeler ve sure-i celi-leler ard arda inmeye devam ediyor. Bu arada da müslüman olanların sayısı Hz. Ömer'le beraber 4O'ı bulmuş.
Ama bu arada Allah (c.c) ayetlerini bir kaç gün Peygamber Efendimize indirmeyi geciktirmiş. Hikmetini bilemiyoruz. Tefsircilerimizin ifadesine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v) bçdeni olarak hastalanmıştı. Hasta olduğu günlerde, Kur'ân'ın ifadesiyle; "ağır bir yük" olan Kur'ân ayetlerinin indirilmesi geciktirildi. Yeryüzündeki topyekün insanlığın huzurunu sağlayacak, barışını getirecek topyekün insanlığa hidayet rehberi olacak Allah'ın ağır ayetleri, Peygamberimizin hasta olduğu bu dönemde biraz geciktiriliyor. Ne kadar geciktirilmiş? 3 gün, 15 gün, 40 gün diye çeşitli rivayetler var. Ancak 2 veya 3 gün gecikti rivayetleri biraz daha ağırlıklı. Ama kesin olan biraz gecikmenin olduğu. Bu sureden de anlaşılıyor.
Bu arada Mekke'li müşrikler Peygamberimize sataşmaya başlıyorlar. Başta Ebu Cehilin hanımı Ümmü Cemil. Peygamberimize 3 gün vahiy gelmeyince Mekkeli müşrikler rahatsız oluyorlar, istiyorlar ki, yeni bir ayet nazil olsun da dalga geçsinler. Bunu bekleyenler kaybediyor demektir. Peygamberimizden bir hareket, bir söz, bir mesaj bekleyen ve bu bekleyişini haince yapanlar dahi kaybederler.
Çünkü O, O'nun etkisi altına girmiştir. 3 gün Peygamberimize ayet nazil olmayınca müşrikler;-"Muhammed'in Allah'ı Muhammedi bıraktı" diye bir yaygara koparıvermişler. O güne kadar nazil olan ayetler hemen Peygamberimizin ashabına okunuyor, onlar ailelerine, ailelerde mahallelerine, nıahalledekiler de şehirlerdekilere okuyorlar, böylece bütün halk akşama kadar ayetler üzerinde konuşma yapmış oluyorlar. Aleyhde konuşanda yardım ediyor, lehde konuşanda yardım ediyor.
Önemli olan İslâm'ın konuşulmasıdır. Allah'a şükürler olsun ki, son günlerde İslâm konuşulmaya başlandı.
Böyle bir ortam da Allah (c.c) Cebrailine vahyediyor, Cebrail de Peygamber Efendimize O vahyi getiriyor ve O'na okuyor.
Mahmut Toptaş
Meal:
1. Sabahın berrak aydınlığını temsil eden kuşluk vaktini düşün,
2. karanlığın dibini bulup sakinleşen geceyi düşün
3. ki; Rabbin seni ne unuttu ne de darıldı:
4. öteki dünya senin için [hayatının] bu ilk bölümünden mutlaka daha iyi olacak!
5. Ve zamanı geldiğinde Rabbin sana [kalbinden geçeni] bağışlayacak ve seni hoşnut kılacak.
6. O seni yetim olarak bulup bir sığınak vermedi mi?
7. Ve yolunu kaybetmiş görüp seni doğru yola ulaştırmadı mı?
8. İhtiyaç içinde bulup seni tatmin etmedi mi?
9. Öyleyse yetime haksızlık yapma,
10. yardım isteyeni asla geri çevirme,
11. ve [her zaman] Rabbini(n) nimetlerini an.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)